Bizi takip edin

Köşe yazarları

Savaş ekonomisiyle ayakta durma çabası

->

-> 100

Sistemin en belirgin üretim alanlarının başında kuşkusuz savaş ekonomisi gelmekte. Bugün kapitalist sistem bir kez daha kriz sarmalından kurtulmak amacıyla savaş ekonomisine ağırlık vermeye hazırlanıyor. Trump’ın iktidara gelmesi, aslında bu politikaların hızlanacağının en önemli işaretiydi. Sistem savaş seçeneğini ve buna bağlı ekonomi politikalarını her daim gündemde tutmasının ötesinde, önceliğin bu alana kaymasının yaratacağı farklılık dikkate değer bir politika değişikliğine işaret ediyor. Bölgesel savaşın sürdürülebilirliği ile savaşın derinleşmesi ve yaygınlaşması bu politika değişikliklerine bağlı olarak yeniden biçimlenecektir.

ABD ekonomisinin yeni hattı savaş ekonomisinin yeniden ilk sıralara tırmanacağını gösteriyor. Bu sadece ABD ekonomisi ile sınırlı tercihleri değil, tüm ekonomilerin tercihlerini de etkileyecektir. Doğal olarak iktisadi tercihler politik tercihlerin de bu eksende yeniden biçimlenmesine yol açacaktır. Uygun iklimin de olduğu düşünüldüğünde, önümüzdeki dönem küresel ekonominin ağırlıklı olarak savaş aksında büyüyüp gelişeceği tahmini güçlü bir tahmindir.

Avrupa Birliği’nin de kendi krizini aşmaya yönelik bir paralel politika geliştirme olasılığı yükseliyor. İngiltere’nin birlikten ayrılır ayrılmaz savaş enstrümanlarını pazarlama gayretiyle sahaya girmesi, diğer Avrupa ülkelerinde bu alanda yatırımların artış göstermesi tehlikenin yaygınlaşmasına işaret. Ortadoğu savaş pazarının genişlemesi, süreklileşmesi kadar bu pazarın dışında da yeni pazar arayışları tüm dünyayı bekleyen tehlike.

Tüm bunlardan öte Türkiye’nin iç politik gelişmeleri savaş ekonomisine iştahla yaklaşan bir iktidar kurgusunu karşımıza çıkarıyor. Erdoğan-AKP iktidarı Erdoğan iktidarına dönüşürken bu dönüşümün en önemli destek alanı savaş. Toplumu kamplaştıran, savaşı vazgeçilmez bir seçenek olarak sunan, düşmanlaştırma ve nefret söylemini normalleştiren iktidar, şimdi yeni rejimi hayata geçirebilmek için Bab’dan Rakka’ya uzanan bir savaş hattını örmeye çalışıyor. İçeride ve dışarıda sürekli savaş politikası ve yıkımlarla kamplaşmış siyaset zemininden beslenmeyi amaçlayan iktidarın küresel konjonktürdeki gelişmelere oldukça sıcak baktığı söylenebilir.

Büyüyen savaş ekonomisi pazarına bir yanıyla müşteri olmak, bir yanıyla ekonomik büyüme için bu alanı kullanmak ekonomi için iyi bir yol olarak görülürken, bunun toplum nezdinde kabul görmesi için milliyetçiliğin, ırkçılığın beslenmesi, bu minvalde ittifaklar kurulması siyaseti hızla karşıtlık eksenine kaydırıyor. Ekonomi politik daha fazla savaş alanında kendisini ürettikçe, iktidarın sürekliliği de bu gelişime paralel bir hat tutturuyor.­­­­­­­

Bütçeden savaşa ayrılan pay, fonlardan ayrılan kısım, örtülü ödenekler, dış krediler ve savaş sanayinin boyutu düşünüldüğünde bu alanın ne kadar ‘cazip’ bir alan olduğu ortaya çıkmakta. ABD ile yapılan pazarlıklarda, İngiltere ile yapılan silah alım anlaşmalarında bu konu belirgin hale geldi. Konu kritik bir noktaya ulaşmış durumda. Yunanistan ile Kardak denen kaya parçaları için gerilim yaratmak, hatta Genelkurmay başkanının kaya parçasına çıkarma yapmaya kalkması, Kıbrıs görüşmelerinin bir kez daha yarım kalması, İran ile sataşma diplomasisi, Suriye alanının dışına taşan bir savaş politikasının işaretleri. Topyekûn bir savaş politikası üzerinden iktidar kendisini var etmeye çalışırken, referandum galibiyeti için sınır ötesi harekâtlara da kalkışabileceğini dile getirmekten geri durmuyor. Nazizm’e öykünen bir akılla yol almaya çalışanların kitabın sonunu önceden okumalarında fayda var. Şimdi tüm bu gelişmeleri birlikte ele aldığımızda, barış için Hayır demenin ne kadar değerli bir seçim olacağı tüm açıklığıyla karşımızda duruyor. Onurlu bir barış için Hayır…