Bizi takip edin

Köşe yazarları

Soykırımlara karşı ‘Hayır’

->

-> 498

Bir yandan 23 Nisan 1920 TBMM’nin kuruluş yıldönümünü, diğer yandan 24 Nisan 1915 Ermeni Katliamı’nın yıldönümünü yaşarken, insanın aklından çok şey gelip geçiyor. Koskoca bir yüzyıl gelip geçti, ama soykırım sistemi hala katliamlarına, fiziki, kültürel, ekonomik, sosyal, siyasal her açıdan halkların maddi ve manevi değerlerini korkunç düzeylerde sömürmeye devam ediyor. Bu katliamları gerçekleştirenlerin öznesi biçimsel farklılık gösterse de faşist, milliyetçi, cinsiyetçi zihniyetin ürünü olarak aynı kaynaktan gelişiyor.

Osmanlı’nın son dönemlerinde İttihat Terakki Cemiyeti’nin Türkçülük ideolojisi etrafında geliştirdiği yeni ideoloji ve örgütlenme, Anadolu ve Mezopotamya topraklarında büyük katliamların yaşanmasına neden oldu. Kapitalist milliyetçiliğin Ortadoğu topraklarına ihraç edilmesiyle, o güne kadar kardeşçe dayanışma içinde yaşayan halklar, bu ihraçla düşmanlaşmaya, birbirinin katili olmaya başladı. Soykırıma varan bu uygulamalar, tamamen kapitalist modernite sisteminin icadıdır ve Ortadoğu’ya ihraç edilmiştir. Bize ait değildir.

Sorgulanmayan, hesabı sorulmayan Ermeni Katliamı’nın yarattığı gelecek ise; Mustafa Kemal liderliğinde 23 Nisan 1920’de açılan TBMM ve ardından da Türkiye Cumhuriyeti’nin kendisi oldu. Mustafa Kemal de, İttihat Terakki’nin ileri gelenlerindendir ve O’nun öncülüğünde gelişen yeni iktidar ve Cumhuriyet de doğal olarak bu soykırım geleneğini devam ettirdi. Ermeni Katliamı’yla başlayan soykırım sürecini bir sistem haline getirmenin cumhuriyetidir. Kendini Kürtlüğün inkarı, yokluğu üzerinden inşa eden bir cumhuriyettir.

Çocukken bizlere okutulan öğrenci andındaki “varlığım Türk varlığına armağan olsun” sözü ile farklılıkların, çeşitliliklerin kimlikleri yok sayılıyor! Oysa şiirsel bir dille armağan edilen şey, halkların, farklı kimliklerin kutsal var oluş haklarıdır.

2017 Nisan’ında değişen bir şey yok. Son yapılan referandumla, ucube bir rejim zorla, hileyle, yalanla-dolanla ‘Evet’lendi. Yeni rejim, eski sistemin soykırımcı ruhunu sonuna kadar, hatta daha da ötesini ifade ediyor. 23 Nisan 1920’de ilan edilen TBMM ile parlamenter sistem nasıl ki tekçi zihniyetinin ifadesi olmuşsa, 16 Nisan 2017’de zorla ve yalanla kabul edilmiş var sayılan Erdoğanlı düzen de tekçi zihniyetin 21. yüzyıldaki versiyonu olmuştur.

Ama 21. yüzyıl her türlü farklılığın kendini demokratik temelde tanıdığı, var ettiği bir yüzyıldır. Soykırımlara karşı demokratik birleşik halklar devriminin yeşerdiği yüzyıldır. Ulus devletlerin faşist soykırımcı karakterine karşı demokratik ulusun renkli, farklı ve zenginleştirici sisteminin yüzyılıdır. Artık Ermenilerin katledilmesini sorguluyoruz, Süryanilerin katledilmesini sorguluyoruz, Kürtlerin yüzyıllık soykırım kıskacında yaşatılmasını sorguluyoruz ve hesap soruyoruz. Ne beyaz faşizmi ne de yeşil faşizmini kabul ediyoruz.

16 Nisan’da halklar, kadınlar, gençler, farklı kimlikler “hayır” diyerek aslında bir açıdan bu soykırım sistemini de reddettiler. YSK’nın resmi sonuçları “Evet” kazandı diye vermesi, hakikati ortadan kaldırmaz. Hakikatte “hayır” kazanmıştır, bu kazanç demokratik, özgürlükçü güçlerin kazancıdır. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde nadir görülen bir durumdur bu. Halkların ve kadınların demokratik iradesinin böylesine dışa vurduğu anlar sayılıdır. Bu anlamda yaşadığımız an, çok kıymetlidir. Şimdi bu demokratik “Hayır” iradesini yeni mecralara dökmek, faşizme, soykırımlara “Hayır” diyen demokratik bir yaşam, demokratik bir anayasa mecrasına yönlendirmek büyük bir önem kazanmıştır.

Ermeni Katliamı’nda katledilen çocuk, yaşlı, genç binlerce insanımızın, Kürt soykırım kıskacının yüzyıllık tarihinde katledilen binlerce insanımızın hesabını ancak demokratik ulus, demokratik yaşam, birleşik devrim ve demokratik anayasa ile sorabiliriz. O masum ve mazlum insanların ruhu, bu topraklarda yeniden kardeşçe, birleşik ortak yaşam sistemi inşa edildiğinde şad olacaktır.