Bizi takip edin

Köşe yazarları

An tarihtir, tarih andır

->

-> 938

İnsan toplumsal bir varlıktır. Toplumsallaşmanın tarihi çok eskilere gitmektedir. Aşağı yukarı günümüzden birkaç milyon yıl öncesine uzanmaktadır. İlk toplumsal birim klandır. Klan, 15-20 kişiden oluşan toplayıcı ve avcı topluluktur. Son evresi neolitiktir. Neolitik, tarım ve köy devrimidir. Yani yerleşik yaşama geçme evresidir. Neolitik dönemin 13-15 bin yıl öncesine denk gelmektedir ve gerçekleştiği coğrafya Toros-Zagros dağ kavisleridir. Kuşkusuz neolitik devrimin bu mekânlarda gerçekleşmesi tesadüflere bağlı değildir. Coğrafi yaşam koşullarının müsait olması yol açmıştır.

Toplumsal varlıklar son tahlilde kültürel oluşumdur. Kültürel olgu maddi ve manevi değer üretimlerinin organik bileşimidir. Bu aynı zamanda tarihin birikimler yapması ve sonraki kuşaklara bu değerlerin aktarımı olmaktadır. Tarihte büyüme birikimlerin sürekli aktarımı ve üretimidir. Yani insan sadece maddi üretim yapan ve tüketen bir canlı değildir. Maddi ihtiyaçları bulunsa da esas alarak manevi değer üreten ve paylaşan bir varlıktır. İnsanı asıl anlaşılmaz kılanda onun manevi varlık olmasıyla ilgili olan tarafıdır.

Değişen zaman ve mekân koşullarında insanın maddi ihtiyaçlarını tespit etmek, anlamlandırmak ve çözümler üretmek nispeten kolay olandır. Çözümlenmesi ve anlaşılmasının zor olduğu tarafın maneviyat ya da zihniyettir. Asıl toplumsal oluşum sürekli kendini üretmesi ve yapılandırmanın gerçekleştiği alanında zihniyetle ilgili olandır. Yığınla sorunun, çelişkinin yaşanması zihniyetle, tarihle olan bağıdır. Toplumu karmaşıklaştıran da bu durumdur. Hatta maddi üretimde son tahlilde zihniyet halini almaktadır. O yüzdendir ki, toplumlar kültürel varlıklardır ve maddi çözümlemeler sorunların aşılmasına cevaz vermemektedir. Maddi çözümlemeyi en kapsamlı yapan K. Marx olmuştur. Ancak bir aşamada reel sosyalizm şeklinde tıkanmış ve sistem aslına rücu etmiştir.

Günümüzü anlayabilmek için çokça maddi analizler yapan ve sorunları o yolla aşmaya çalışan düşünce, eğilim ve hareket bulunmasına rağmen, zamanı anlamaktan güçlükler taşımakta ve marjinalliği aşamamaktadırlar. Çünkü toplumun zihniyet dünyasının oluşumunda tarihsel yapının birikimleri açığa çıkarılamamaktadır. Sadece maddi olarak ele alındığından kitleselleşme yakalanamamakta ve küçük grupların ötesine geçilememektedir. Kitleleri sürükleyenlerde gerici tarzda zihinlere hitap edenler olmaktadır.

Ortadoğu’ya bakıldığında, sorunun temeli budur. Aksi halde 1400 yıl önceki düşüncenin kitleleri sürüklemesi nasıl izah edilebilir? Benzeri durum Türkiye’de de çarpıcı yaşanmaktadır. Hatta öyle bir düzey oluşmuş ki, kendilerini sol, sosyalist tanımlayanların belirli kesimleri de etkileyebilmektedir. Anlam oluşturma yetersizliği, anlam inşası gerçekleştirme zayıflığı; toplumun anlam dünyasında boşluklar yaratmakta ve oraları iktidar güçleri doldurmaktadır.

“An tarihtir, tarih andır” ilkesi sıkıca bağlı kalmayı gerektirir. Yani günümüzde yaşananlar tarihin ağır koşullanması altındadır. Tarihin hafızasını anlaşılır kılmak, sorunların tespitinde ve çözümünde önemli kolaylıklar sağlar. Günümüzü anlamak, geçmişi anlamakla mümkündür. Geçmiş ağırlıklı zihniyettir. Ekonominin etki gücü zihniyet yanında talihtir, ikincildir. Ekonomi ağırlıklı düşünmek; maddiyatçı kılacağı gibi, başarısızlık halinde hayal kırıklığına, manevi çöküntüye, inançsızlığa kadar götürmenin temelini oluşturmakta; geri düşünce ve yaşamlara savurmaktadır. Eski tarz düşünme, çözümleri orada aramaya yönlendirir. Bunu dolduranlar ve geniş kitleleri sürükleyenler de, kapitalist yaşam temsilcilerinin kimi türevleri çözüm adına ortay çıkar ve hakim olurlar.

Aslında günümüz Türkiye’sinde yaşananlar bunlardır. Kürtler dışında neredeyse umutlu yaşayabilen kesimler kalmamış gibidir. Âdeta umutsuzluk içinde yaşamakta ve birilerinde medet umar hale gelmişlerdir. Çünkü inanç kaybı yaşanmakta ve iradi kırılmalara götürmektedir. O gücü kendinde görmediğinden; bir kurtarıcı aramakta ya da gücü ele geçirenle ilişkilerini iyi tutma arayışlarına girmekte, yolunu bulursa da kapağı yurt dışına atıyor.

Bu yaklaşımların hiçbiri çözümü vermeyecektir. Çünkü çözüm bu değildir. Çözüm başta dünya, Ortadoğu olmak üzere ülkemizde yaşananların anlamlandırmasıyla ilgilidir. Halkların demokrasi ve özgürlük akışı hangi zihniyetle sağlanacaktır? Ortak vatanda birlikte yaşamak için neleri nasıl yapmak gerekir gibi sorulara cevaplar bulmak ve bir inanca ulaşmaktır. Böylece irade kazanma ve umudu yükseltme gerçekleşir, başarı imkân dahiline girer. Bu konuda, Kürtlerin Ortadoğu’da ortaya koydukları demokratik ulus çözümü ve pratikleşme sürecini takip etmekten geçtiği hakikatidir.