Bizi takip edin

Köşe yazarları

HDP Kongresi ve sol muhalefet

->

-> 829

İki gün sonra, 11 Şubat, Pazar günü, HDP 3. Olağan Büyük Kongresi yapılacak. Kongre’nin sol muhalefet için anlamını, gerekçesinden önce paylaşmak istiyorum. Bu Kongre’nin bana göre, sol muhalefet için anlamı, bir turnusol kağıdı olarak işlev görecek olmasıdır. Birleşik mücadele vb. yeni bir adım için ya da ülkedeki rejim tahlili için değil. İktidarın elindeki tüm gücü, araçları kullanarak yok etmeye çalıştığı “toplumsal eşitliği ve halkların kardeşliğini” savunan bir partiye yapılanlara, dışındaki sol muhalefet izleyici olarak mı kalacak, yoksa itirazını açık ve net bir biçimde paylaşacak mı? Günümüz koşullarında, “itirazımız var” tarafında olabilmenin yolu, gelenekselleşmiş olan temsilci düzeyindeki katılımı, 11 Şubat’ta kitlesel katılıma yükseltebilmekten geçmektedir. Kendi kongresiymiş gibi sahiplenip, tarihsel bir dayanışma örneği gösterebilenler bu grup içinde yer alabilecektir.

Eğer bu tutum gerçekleştirilebilirse, yine hep birlikte anlamı ve önemi kamuoyu ile yaygın ve açık olarak, gerekçeleriyle beraber paylaşılabilmelidir. Böylece, Türkiye sol muhalefeti önündeki sorunları, toplumsal muhalefetin içinde ve onunla birlikte gelişerek aşmak adına önemli bir engeli geçebilme şansını yakalayabilecektir. Sol muhalefet, alacağı bu tutum ile 2018’de mücadelesinin hattı ve içeriği için önemli bir başlangıcı kolektif iradesiyle yaratabilmiş olacaktır.

Parti eş genel başkanları tutsak alınmış, yöneticileri ve üyeleri kitlesel olarak gözaltı ve tutuklamalara maruz bırakılmakta olan HDP, buna rağmen pes etmiyor, ettirilemiyor. Şubat 2018 tarihi itibariyle, bu muhalefet odağının yok edilme girişimine “susarak, sessiz kalarak, birlikte görünmeyerek” ortak olmamanın yolu, “itirazımız var” heyetinin içinde yer alabilmekten geçmektedir.

Onbinlerce üyesinin günlük yaşamdan kopartılmasına karşın, HDP, son iki, üç ayını halk toplantıları ve bölge konferansları gerçekleştirerek tabanın sesine kulak vermeye, sözüne yer vermeye çalışarak tamamladı. İzleyebildiğim kadarıyla süreç, niyeti olanı zenginleştirecek bir içerikle de tamamlandı. Üyeler tarafından kolektif olarak üretilenler, aynı düzeyde bir başarıyla olmasa da 2. Olağan Büyük Konferans’ta, her biri sürecin de katılımcısı delegeler tarafından tartışıldı. Değişen dünya ve ülke koşullarını da dikkate alarak, programını gözden geçirebilmenin ve program içeriğinin hedef kitleye ulaştırılabilmesinin araçlarını kısmen de olsa ortaya çıkarmayı sağladı. Ardından yapılacak olan Kongre, Ankara’nın kamuya açık, en büyük (25 bin- 30 bin kişilik) salonunda gerçekleştirilecek. Özetle, HDP açısından, içeriği kadar katılımcı sayısı ile de son birkaç yıl için yeni olan bir iddiayı hedefleyen sürecin son günlerine geldik. Bununla birlikte, Konferans’ta ortaklaşılan sonuçların Kongre’ye davet edilmiş-katılacak olan dostların katkısına olanak tanıyacak biçimde, (ilgili) kamuoyu ile paylaşımının sağlanamamış olduğunu da göz önüne almak gerekiyor. Böyle bir aşama, HDP’nin iddiasını ve iddiasının güncelliğini ifade edebilmesine farklı açılardan, toplamında geliştirici ve birleştirici katkı sunabilirdi. Yapılamadı/yapılmadı.

Temmuz 2007 genel seçimlerinde “Bin Umut Adayları”ndan, Temmuz 2011’de “Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku”nun yarattığı umuda ve bu girişimlerin gerekçelerinden köken alan Halkların Demokratik Kongresi’nin kuruluşuna kadar uzanan, hem çok yeni hem de çok eski olmayan bir tarihsel sürecin kolektif ürünü olarak var edilmiş olan HDP’nin, iktidar tarafından, bu özelliği nedeniyle de hedef alınmakta olduğunu göz ardı etmemeliyiz. Haziran 2015’te yine benzer bir biçimde sol muhalefetin önemli bir bölümünün, sandık yolunda da olsa bir araya gelmesine vesile olmuş HDP’ye yapılanlara karşı “üç maymunu” oynamanın tarihsel sorumluluğunun taşınamayacak kadar ağır olduğunu düşünüyorum. Ve öneriyorum, 11 Şubat, yalnızca HDP’nin kongre günü olmamalı. Ellerimizi ağzımızdan çekmenin, yukarıda belirttiğim “itirazımız var” heyetinin arasında, içinde olmanın günü de olabilmelidir.