Bizi takip edin

Köşe yazarları

Türkiye akıl sağlığını kaybetmiştir

->

-> 622

AKP-MHP faşizmi Türkiye’yi tam hastalıklı hale getirmiştir. Tayyip Erdoğan önüne geleni hain, düşman ilan edince, herkes sağını-solunu ya kendinden ya da hain ve düşman görmektedir. Türkiye’de farklı düşünme, farklı tutum alma suçtur. Öyle ki, topumun vicdanı olması gereken aydınlar ve sanatçılar da bu zehir kuyusu içine atılmıştır. Aydını, sanatçısı zehir kuyusuna atılırsa o toplumda akıl sağlığı kalmaz. Şu anda Türkiye bu durumdadır.

Efrîn işgalinden Türkiye toplumunun çıkarı yoktur. Rojava Devrimi düşmanlığı ve Efrîn işgali iki nedenle gündeme konulmuştur. Birincisi, orada Kürtlerin özgür yaşama kavuştuğu demokratik sistemin Kürt sorununu çözmeyen Türkiye’ye örnek olması ve soykırımcı zihniyetinin zorlanmasıdır. İkincisi ise, AKP-MHP faşizminin iktidarda kalması için bir dış düşman yaratıp şovenizmin köpürtülmesi dışında başka bir yolu kalmamış olmasıdır. Erdoğan yeniden cumhurbaşkanı olmak için Efrîn işgalini bir araç olarak gündeme koymuştur.

Ancak Erdoğan elindeki psikolojik savaş araçları ve basınla sanki Efrîn Türkiye’nin varlığı için bir tehlikeymiş, Efrîn işgal edilmezse Türkiye yok olacakmış gibi bir algı yaratarak şovenizmi şahlandırmıştır. Koltuğunun beka sorununu Türkiye’nin beka sorunu gibi yansıtmış, böyle bir algı oluşturmuştur.

Tabii ki toplumun vicdanı olan aydınlar, sanatçılar böyle bir algının peşine takılmazlar. Onlar iktidarlar ya da çıkar çevrelerinin isteğine göre hareket etmezler. Toplumsal ahlak, vicdan, hak, adalet ve eşitlik değerlerinin ayakta kalması ve toplum içinde bunların ölçü olmasını sağlama sorumlulukları vardır.

Faşizm, toplumun ahlak ve vicdanının temsilcisi olan aydınları da düşürüp toplumu tümden savunmasız hale getirmek istemektedir. Öyle ki, çıkar düşkünü bazı sanatçıları faşizmin maskesi haline getirme çalışması yürütmektedir. Aydınlar ve sanatçılar topluma saldırı olmadığı müddetçe savaşa karşıdırlar. Savaşa karşı olmak sanatçıların, aydınların en temel karakteridir. Bu nedenle Kürt düşmanlığı ve demokrasi düşmanlığı nedeniyle yapılan Efrîn’i işgal harekatına sanatçı vicdan ve karakteri doğal ve haklı olarak karşı çıkar. Savaşa en azından Tabipler Odası gibi karşı çıkarlar. Akademisyenler gibi karşı çıkarlar. Zaten tüm dünyada savaşlar olduğunda ilk önce sanatçıların sesi çıkmıştır. Vietnam’da da Cezayir’de de Filistin’de de başka savaşlarda da her zaman sanatçıların sesi çıkmıştır. Bu nedenle sanatçılar tüm dünyada toplumun en itibarlı kesimleridir. İtibarları iktidarın kuyrukçusu olmama ve iktidara karşı olma özelliklerinden kaynaklanır.

Şimdi Türkiye’de bu sanatçı duyarlılığı ve itibarı da yozlaştırılmak isteniyor. Yaşar Kemal, Vedat Türkali, Mihri Belli, Yılmaz Güney gibi insanların olmadığı bir Türkiye’de sanatçılar teslim alınmaya çalışılıyor. Bazı saray soytarıları Hatay’a giderek savaşı desteklediklerini söylüyorlar. Öyle ki, sahte, seviyesi düşük magazin programlarında, “şu sanatçı Efrîn savaşını niye desteklemiyor”, “niye açıklama yapmıyor” gibi Saray şaklabanlığı yapan bazı sunucular onurlu duruş gösterenleri, en azından suça ortak olmak istemeyenleri hain ilan etme densizliğini ve cüretkarlığını gösteriyorlar. Bir zamanlar Ahmet Kaya’yı hain ilan edenler ve taşlayanlar vardı. Sonradan bunların önemli kısmı “yanlış yaptık, o havaya kapıldık” diye günah çıkarıyorlardı. Şimdi de AKP-MHP faşizminin şahlandırdığı şovenizm havasına kapılanlar Efrîn işgalini alkışlama yarışına girmişler. Öyle ki, her biri asker elbisesi giyip Efrîn’i işgal edecek, sivilleri öldürerek oradaki demokrasiyi yıkacaklar! Hele bir Yavuz Bingöl var ki, tam bir düşkün, yardakçı ve hükümetten yana olmanın rantını yemek isteyen bir saray soytarısı.

Kendileri faşizmin, sarayın dalkavuğu olmakla yetinmiyorlar, içine düştükleri çirkin durumu normalleştirmek için tüm sanatçıları ve aydınları da bu bataklığın içine çekmeye çalışıyorlar. Yavuz Bingöl ve onun yanında olanlar ne yapsalar da tarihin dalkavuğu ve soytarı taifesi sırasında yer almaktan kurtulamayacaklardır.

Hülya Koçyiğit hanımefendi kanser hastalığının psikolojisi altında ve kendi küçük dünyasında ölüm korkusuna hapsolmuş olacak ki dünyadan haberi yok. Türkiye’de baskı yokmuş! Tüm dünya Türkiye’yi baskı düzenine örnek gösterirken Hülya hanım Türkiye’de baskı yok demiş. Hele bir gitsin Türkiye’nin doğusunda Kürt şehirlerini dolaşsın, baskı var mı, yok mu, o zaman söylesin. Hülya hanım sadece 3500’den fazla kadın siyasetçi neden cezaevinde? Hülya hanım belki şimdi iktidara şirin gözükecek, ama bilsin ki kendisini bitirmiştir. Türk sinemasının yoksuldan, haksızlıktan yana döneminde meşhur oldu. Türkiye’de baskı yoktur diyerek kendisine verilen itibarı yerle bir etmiştir. Mevcut psikolojisiyle bunu anlayacak durumda değil. Herhalde torunları anlar.