Bizi takip edin

Haber

Dil bilimci Sami Tan: Anadil yasağı eğitimin temel amacına ihanet…

->

-> 541

Çağın büyük değişim ve gelişimine uygun olarak davranamayan sistemler ve hükümetlerin yönettikleri devletlerde, hala insanların anadillerinde eğitim göremedikleri ve bu teknolojik sosyal medya çağında çoğu toplumların anadilleri yerine yabancı dillerinde ya da yaşadıkları ülkelerin resmi dillerinde okuyup yazmalarını, konuşmalarını ve 21 Şubat Dünya Anadil Günü’nü KHK ile kapatılan Kürt Enstitüsü Başkanı dil bilimci Sami Tan ile konuştuk.

Barış Barıştıran/İstanbul

Bu gün Dünya Anadil Günü; milyonlarca çocuk anadilini kullanamadığı, anadilinde eğitim göremediği için mağdur durumda; peki anadilin doğal bir hak olduğu bu gün birçoğu anadillini kullanamıyor, nasıl yorumluyorsunuz?

2018 yılında Dünya Anadili Günü’nü çok ağır şartlar altında kutluyoruz. Oysa BM Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 28. Maddesi, tüm çocukların eğitim hakkı olduğunu, 30. Maddesi ise, bütün çocukların ailesinin kullandığı dili öğrenme ve kullanma hakkı olduğunu söyler. Bu sebepten dolayı, dilbilimci Tove Skutnabb-Kangas ister devletin isterse ailenin tercihi olsun, çocuğun bilmediği bir dilde eğitim almaya zorlanmasını çocuk haklarına saldırı olarak görmektedir. Aynı şekilde Skutnabb-Kangas, dillerin korunmamaları durumunda yok olacaklarını ve onlarla birlikte o dilleri konuşanların hafızalarında taşıdıkları bilgi birikiminin de yok olacağını dile getirmektedir.

Toronto Üniversitesi’nden Prof. Jim Cummins ise, asimilasyoncu eğitimin çocukları eğitimden soğuttuğunu belirtmektedir. Bir çocuğun ailesinden öğrendiği, kültürel, ruhsal, bilişsel kişiliğinin oluşmasında temel önemde olan anadilini eğitimden dıştalamak, çocuğun kendisini eğitim sürecinden dıştalamak anlamına gelmektedir. Okuldaki eğitim-öğrenim, çocuğun beraberinde sınıfa getirdiği bilgi birikimini de kapsamalı, eğitim çocuğun bilgi ve yeteneğini geliştirmelidir. Çocuğun en iyi bildiği dilini eğitimden dıştaladığınız zaman, onun o ana kadar oluşturduğu bilgi birikimi yok saymış oluyorsunuz. Ayrıca çocuğun ebeveynleriyle ilişkisini keserek, eğitimin temel amacına ihanet etmiş oluyorsunuz.
Ayrıca yaygın inanışın aksine yapılan araştırmalar, ilk eğitimini kendi anadilinde (birinci dil, evde öğrenilen dil) alan çocukların, ikinci bir dili öğrenmekte daha başarılı olduklarını göstermektedir. Çocuk, ilk eğitimini anadilinde alarak ikinci dile geçiş yaptığında dile ilişkin derin bir deneyime sahip olur, böylece anadilinde edindiği bilgi birikimini kolaylıkla ikinci diline de aktarabilir.

Kısacası çocuk iki dili birden kullanma imkanına sahip olduğunda iki dil birbirine ket vurmaz, tam tersine birbirini destekler. Bu yüzden de iki dilli çocuklar, temel eğitimi kendi anadillerinde almışlarsa, eğitimde daha başarılı olurlar. Ailenin evde oluşturduğu dilsel ve kültürel birikim, çocuğun gelecekteki öğrenim yaşamının temelini oluşturur.
Eğer bunun aksi bir durum yaşanır da çocuğun anadili yok sayılırsa, çocuğun öğrenme yetisi darbe alır. Bu tür çocuklar, her iki dile ve kültüre yabancılaşır. Çocuk iki yıl gibi kısa bir sürede anadilinde konuşmayı bırakır, eğer aileden bu konuda destek görmezse anadilini kaybedebilir. Böyle bir durumda aileler, çocuklarını kültürel olarak kaybetmek istemiyorlarsa çocuğun anadili bilgisini diri tutacak, onu geliştirecek bir program uygulamalıdırlar. Tam da bu sebepten dolayı UNESCO, 2018 Dünya Anadil Günü dolasıyla yaptığı açıklamada, dilsel ve kültürel çeşitliliği barışın ve yaşamın sürdürülebilirliğinin temel taşı olarak gördüğünü belirtiyor. Aynı açıklamada, anadil temelli çok dilli eğitim ve dilsel çeşitliliğin korunması temel bir ilke olarak belirlemiş durumda.

İletişim kurulabilmesi için anadil önemlidir. Anadilin, iletişimin yanı sıra kültürü taşıyan bir görevi vardır. Geleneksel ritüeller, örf ve adetler, ninniler, türküler anadil ile nesilden nesile ulaştırılır. Bu durumun Kürt dilinde ve Kürt diliyle günlük yaşamda bağı ne durumda? Kürtçe bu görevini yerine getirebiliyor mu?

Kürt dili, bütün işlevsizleştirme ve değersizleştirme çaba ve politikalarına rağmen, hala Kürt toplumu için önemini korumakta, Kürt toplumunun kültürel ve toplumsal yaşamında önemli bir yere sahip olmayı sürdürmektedir. Ancak yüzyıla yakın bir süredir kesintisiz uygulanan yok etme politikaları, Kürtçeyi toplumsal yaşamda marjinal bir konuma itmiş durumda. Özellikle dilin eğitim dili olmaması ve bazı ailelerin kendi çocuklarına dili öğretmemesi, hatta kendi aralarında Kürtçe konuşan ebeveynlerin çocukları ile Türkçe konuşması, dile ve taşıyıcısı olduğu kültüre ağır darbeler indirmiş durumda. Her ne kadar Kürtçe hala yaşayan bir dil olsa da, uygulanan inkar ve asimilasyon politikaları Kürt dilinde ağır yaralar açmış durumda.

Kürtlerin yaşamda tutunmak için ana dilleri yerine resmi dili konuşmasını ve esas almasını nasıl yorumlayabiliriz?

Bu tutum, uygulanan asimilasyonist politikaların direk sonucudur. Bu politikalar, iki düzeyde uygulanmaktadır; bir yandan dili konuşan insanlar fiziki şiddeti de içerecek şekilde, ağır baskı ve asimilasyon politikalarına maruz bırakılırken, diğer yandan Kürt dili işlevsizleştirilerek gözden düşürülmüştür. Öte yandan, yüzyılın başında Kürtçe ile aşağı-yukarı aynı konumda olan Türkçeye büyük yatırımlar yapılarak, bütün imkanlar onun hizmetine sunulmuş, böylece adeta yeni bir dil yaratılmıştır.
Ayrıca anadilinden kopup, resmi dile yönelenlere bütün kapılar açıldı. Bu da Kürt toplumunun belli bir kesiminde resmi dile yönelmeyi getirdi. Ancak bu durum toplumsal uyanışla birlikte değişmeye başladı. Fakat yine de anadilden kopuş, Kürt kültürel kimliğinde önemli tahribatlar yarattı. Kürtçe konuşan kitlenin sayısında önemli bir düşüşe yol açtı. Bu yüzden de Kürtçe yazı dili, Kürt toplumsal uyanışı ile birlikte gelişme gösterirken, konuşma dili buna denk bir gelişme kaydetmedi, bu alandaki erime devam etti, hala da ediyor.

Kürt siyasi hareketi, politika dilini Kürtçe yapamamakta, bunda anadilde eğitim görüp görmemenin rolü nedir?

Elbete bunun önemli bir etkisi var, ancak bu konuda söylemle pratik arasında bir çelişki olduğunu da belirtmek gerekiyor. Özellikle dili öğretirken yaşadığımız tecrübeler, bu gerçeği dile getirmemizi zorunlu kılıyor. Bizim verdiğimiz kurslarda birçok insan dili sıfırdan öğrenerek, 2-3 yıl içinde çok iyi kullanabilir düzeye geliyor. Ancak yıllardır demokratik Kürt mücaledesi yürüten insanların, hala dili istenen düzeyde kullanamıyor olmaları, sadece Türkçe eğitim almış olmalarına bağlanamaz. Bunu yapmak, bu alanda kendini yetiştirmiş binlerce insana haksızlık olur. Objektif koşullar ağır olabilir, ancak özgürlük ve demokrasi mücadelesi veren insanlar, zaten objektif koşullara teslim olmayan insanlardır. Bu yüzden de demokrasi ve özgürlük mücadelesi verenlerin dili hala istenen düzeyde kullanamıyor olmaları, ancak asimilasyonist politikaların ideolojik etkisi ile izah edilebilir; demek ki bu insanlar hala geleceklerini bu dilde ve kültürde görmüyorlar. Burada söylem ile pratik arasında bir makasa dikkat çekmek gerekiyor.

Kürt dilinin şu anki durumu, Kürt halkının diline olan yaklaşımıyla mı yoksa Kürtlerin bulunduğu devletlerin Kürt diline yaklaşımıyla mı ilgili?

İkisinin de etkisi var, ayrıca Kürt halkının dile yaklaşımı da kaynağını asimilasyonist politikaların ideolojik etkisinden alıyor. Bu ideolojik etki aşıldığı oranda Kürt dilinin içinde bulunduğu olumsuz durumu değiştirmek mümkündür. Her bireyin kendini bu dile ve kültüre karşı sorumlu görmesi, dilin korunup geliştirilmesi mücadelesinin bir aktivisti olması, dili ve kültürü pratikte sahiplenmesi, her düzeyde yatırım yapması, bu alanda örgütlü ve bilinçli bir mücadele yürütmesi, durumu tamamen değiştirebilir.

Kürt diline, Kürtçe çıkan bir gazete ve TV’ye popülist yaklaşımlar sergileyen bir dönemden geçtik, şu anda Kürtçe çıkarılan günlük gazetenin sahiplenilmediği ortada. Kürtçenin okuyucusu yok mu ya da Kürt toplumu anadilinde okumuyor mu?

Kürtçe, yazı dili olarak belli bir gelişme kaydetmiş durumda ancak, Kürtçe okur kitlesi siyasal süreçten kopuk ele alınamaz. Maalesef siyasal olarak toplum çok ağır bir süreçten geçiyor, toplumda korku iklimi hakim kılınmaya çalışılmaktadır. Bu ağır korku iklimi, Kürtçe okur kitlesini de etkiliyor. Bu süreçte Kürtçe gazete, diğer demokratik kurumlardan daha fazla marjinal bir konuma itildi. Birçok insan, gazetenin varlığından bile haberdar değil, gazetenin sadece elden dağıltılması gazeteye ulaşmayı güçleştiriyor. Ayrıca TV ve sosyal medya, yazınsal medyayı etkisizleştiriyor, insanlar internette izlediği yada okuduğu haberi, tekrar okuma ihtiyacı duymuyor.

Fakat homojen bir ulus yaratmaya çalşan ulus-devletler, bütün bilimsel araştırmaların gösterdiği sonuçları görmezden gelerek, resmi dilde eğitimi topluma dayatmaktadırlar. Bu zihniyet, maalesef yüzyılı aşkın süredir Türkiye’de hakim durumdadır. Bu zihniyet, çocuklarda yarattığı travmalar bir yana, kültürel yıkıma da yol açmaktadır.

Özellikle bölgede çok dilli bir yaşamı geliştirmek konusunda ciddi adımlar oldu. DBP’li belediyelerin hizmetlerinde çok dili kullanması ve eğitimden kültüre anadili esas almasının ciddi katkıları oldu fakat kayyumlar süreciyle bunlar dağıtıldı. Bu durum, Kürtler açısından nasıl değerlendirilmeli?

Anti-demokratik bir şekilde belediyelere kayyum atanması, Kürt diline ve kültürüne büyük darbe vurdu. DBP’li belediyelerin yaptığı çalışmalar sayesinde Kürt dili ciddi bir kurumlaşma düzeyi yakalamıştı. Açılan kreşler, anaokullar, özgür okullar, akademi ve konservatuarlar, Kürt dili açısından çok önemliydi. Ayrıca düzenlenen festivaller, kitap fuarları, Kürtçe ürünlerin halka ulaşmasında çok önemli bir işleve sahipti. Ne yazık ki bu belediyelerin yönetimine kayyum atandıktan sonra bu çalışmaların hepsi sona erdirildi, adeta Kürt dili ve kültürü açısından kapkara bir dönem başladı.

Devlet tarafından çözüm sürecinde göstermelik yayınlar yapıldı, okullarda seçmeli ders gibi adımlar atıldı. Ancak aynı hükümet, süreci bitirdiği gibi Kürtçeye yaklaşımını cezaevlerine kadar taşıyarak, birçok cezaevinde Kürtçe konuşan tutsaklara disiplin cezaları verdi. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bu tutum, zihniyetin değişmediğini gösteriyor. Devletin zihniyet kodları kolay değişmiyor. Bugün egemenler, Kürtlerin demokratik mücadelesini kendisine tehdit olarak görüyor, onların kendi diline ve kimliğine sahip çıkmasını, yerel düzeyde kendi kendisini yönetmek istemesini, genel düzeyde eşit yurttaşlık temelinde kendi kimliği ile yaşamak istemesini kendisi için bir bekaa sorunu olarak görüyor maalesef! Cezaevlerinde anadilini konuşmak, onunla üretimde bulunmak isteyen insanlara şiddet ve baskılar bu gerici aklın bir sonucu.

Türkiye’de Kürt dili çalışmalarını enstitü düzeyinde yapan Kürt kurumları, 90’lardaki baskılarda dahi bugünkü uygulamalarla karşılaşmadı. Bugünkü uygulamaların nedeni nedir?

Kürt halkının 20. yy başında kendisine biçilen kefeni yırtmasıdır. Kürt halkının kendi kimliği ile özgürce yaşamak istemesi, egemenlerde büyük rahatsızlık yarattı. Kürtlerin özgürlük ve demokrasi mücadelesi, özellikle HDP’nin 7 Haziran seçimlerinde kazandığı zafer, iktidarda büyük korku yarattı. Kürt özgürlük mücadelesinin Türkiye demokrasi güçleriyle buluşması, onlarda bir bekaa sorunu yarattı ve bunu Türkiye’nin bekaa sorunu olarak lanse ettiler. AKP’nin Gülencilerle iktidar kavgası ve 15 Temmuz başarısız darbe girişimi, onun MHP ve Ergenekon ile ittifakını getirdi. Bugün yaşadıklarımız bu ittifakın ve klasik tekçi-inkarcı egemen aklın sonucu.

Son olarak Kürt Enstitüsü KHK ile kapatıldı. Peki, Kürt dili çalışmalarını nasıl sürdürüyorsunuz?

Kürt Enstitüsü Derneği kapatıldı, ancak Kürt Enstitüsü kurumsal kimlik olarak, dernekten önce de vardı, dernekten sonra da Apê Mûsa’nın, Apê Feqî’nin, Mele Kerem, Mele İsmet, Mele Celalettin Yöyler gibi aydınlarımızın kalemi yerde kalmadı. Şuan Kürt dili ile ilgili araştırmalar ve öğretme çalışmaları devam ediyor. Örneğin, bugün Kürt Araştırmaları Derneği İstanbul’da bu çalışmaların öncülüğünü yapıyor. Yine bireysel düzeyde Kürt dili ile ilgili çalışmalar benim de içinde bulunduğum onlarca kişi tarafından devam ettiriliyor.

Anadilin etkisine bakınız; çocuk iki yıl gibi kısa bir sürede anadilinde konuşmayı bırakır, aileden destek görmezse anadilini kaybedebilir. Böyle bir durumda aileler çocuklarını kültürel olarak kaybetmek istemiyorlarsa çocuğun anadili bilgisini diri tutacak, onu geliştirecek bir program uygulamalıdırlar