Bizi takip edin

Köşe yazarları

Kadınların ipine sarılma zamanı

->

-> 366

Türkiye’de sosyalistler başta olmak üzere demokrasi güçleri her zaman Kürt sorununun çözümünü istemişlerdir. Özellikle 1970’li yıllarda sol grupların tümü ulusların kendi kaderini tayin hakkını savunuyorlar ve federasyon öneriyorlardı. Sadece ayrı devlet kurma tezlerine karşı çıkıyorlardı. Bugünle karşılaştırıldığında Kürt sorununun çözümünde ileri öneriler sunuyorlardı. Bugün de sosyalistler Kürt sorununun çözümünü istiyorlar, Kürtlerin kendi kendilerini yönettiği bir çözümden yanadırlar.

Ancak Kürt sorununun çözümünü istemek yetmiyor. Bu çözüm için çaba göstermek, çözüm için çaba gösterenlere destek olmak gerekir. Bu konuda bir kısım sol güçler sorumluluklarını yerine getirirken, bazı sol güçler de Kürt sorunu sanki Türkiye’nin en temel sorunu değilmiş, bu sorun çözülmeden demokrasi gelişebilirmiş, sosyalist olunabilirmiş gibi davranıyorlar. AKP-MHP faşist iktidarının Efrîn’i işgali karşısında sanki bu sorun Türkiye’nin temel sorunu değilmiş gibi bir yaklaşım gösteriyorlar. Basınlarında da sanki bu sorun önemsizmiş gibi çok küçük bir yer veriyorlar. Bunu da bir tutum olarak değil, bir haber olarak veriyorlar. Türkiye’de kışkırtılan ve toplumu baskı altına alan şovenizm onlara da ayar vermiş gibi. Toplum üzerinde yürütülen psikolojik savaşa karşı çıkmak yerine, faşist iktidarın baskısı ve psikolojik savaşın istediği gibi hareket ediyorlar.

Türkiye’de emekçilerin sorunu çok önemlidir. AKP iktidarının yaptığı özelleştirmeler, soygunlar ve diğer halk düşmanı uygulamaları gündemleştirmek ve bunlar için mücadele etmek tabii ki önemlidir. Ancak tüm bunların Kürt sorununun çözümsüzlüğünden ve demokratikleşmemeden kaynaklandığını görmemek topu taca atmaktır, kaçak güreşmektir; devrimci mücadeleden kaçmaktır.
Efrîn işgalinin sosyalistlerin ve tüm sol güçlerin temel gündemi olması gerekmez mi? Yandaş basının halkı aldatan algı operasyonu nasıl kırılacak? Kendilerine sosyalist diyenlerin basını Efrîn konusunu temel gündem yapmazsa, bu, yandaş basının AKP-MHP faşizmine hizmet etmek olur. Ne kadar işçi sınıfının sorunlarından, sömürüden söz etseler de bu konulardaki mücadeleden de kaçmış olmaktadırlar. Efrîn işgaline açıkça karşı çıkmayan ve bu işgale karşı mücadele etmeyenler ne işçileri savunabilirler ne de AKP-MHP faşizmine karşı çıkmış olurlar.

Anlaşılıyor ki bir taraftan AKP-MHP faşizminin baskısı, diğer taraftan bir kısım ulusalcı kesimin baskısı bazı sol kesimleri Efrîn işgali karşısında sessiz kalmaya itiyor. Bu sol kesimler kimdir, adları da verilsin denilebilir. Sol mahfillerde bunların kim olduğu bilinir. Tabii ki bunları yönelik eleştirilerimiz aynı zamanda onları ciddiye aldığımızın ifadesidir. Efrîn konusunda bugün açık tutum takınmayanlar, işgale karşı mücadele etmeyenler gelecekte sorgulanacaklardır. Bu uyarılarımız bu duruma düşmemeleri içindir de.

Türkiye toplumunda şovenizm kışkırtılmış, Efrîn işgaline karşı çıkarsak toplumu karşımıza alırız biçimindeki yaklaşımlar oportünizmdir. Sosyalistler ve demokratlar böyle davranamaz. Kürt halkına karşı sadece Türkiye sınırları dışında değil, Türkiye sınırları içinde de ağır bir saldırı vardır. Her gün onlarca Kürt siyasetçi ve demokratı da tutuklanmaktadır. Kim Kürtlere sahip çıkıyorsa veya Kürtlere yönelik politikaları açıkça eleştiriyorsa AKP-MHP faşizmi onların üzerine gidiyor. AKP-MHP faşizmi şu anda Kürtlerden yana olmayın, onlara sahip çıkmayın ne yaparsanız yapın, diyor. Nitekim Kürtler üzerindeki baskılara karşı mücadele etmeyen, Efrîn işgaline açıkça karşı çıkmayan ve tutum koymayanlara fazla karışılmıyor. Bu tabii ki faşizmden korunma olmuyor; faşizme karşı gerekli duruşu göstermemek oluyor.

Solculuk da demokratlık da bugünlerde belli olur. Bugünlerde sosyalist ve demokrat tutum takınmayanların solculukları ve demokratlıkları sorgulanır. Onlar faşizm baskı yapmadan kendilerini etkisizleştirip bitirmiş olurlar. Bu kesimleri eleştirirken şunu da vurgulamak isteriz; Türkiye’de hâlâ sosyalistlerin çoğunluğunun duruşu onurlucadır. AKP-MHP faşizmine karşı onurluca direniş gösteren önemli bir demokratik güç ve çevre vardır. Zaten bu nedenle AKP-MHP faşizmi zorlanmakta, hiçbir eleştiriye tahammül edememektedir.
Şu anda AKP-MHP faşizmine karşı en büyük mücadele gücü Kürtlerdir, kadınlardır. Türkiye’nin demokrasi güçleri Kürtler ve kadınlarla birlikte bir demokrasi bloku oluştururlarsa, AKP-MHP faşizminin sonu yaklaşır. Hâlâ CHP AKP-MHP faşizmine koltuk değneği oluyor. CHP, AKP-MHP faşizmine karşı tutarlı bir duruş gösterirse ve mücadele ederse bu iktidarı düşürmek kolay olur. Ne var ki CHP en temel noktalarda AKP’nin payandası oluyor, AKP’yi güçlendiriyor. Birçok demokrasi gücü bunu görüyor, ama ciddi eleştiri geliştirilemediğinden CHP’nin tutumu aştırılamıyor.

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nde Türkiyeli kadınların tutumu önemli. Şu anda en tutarlı demokratik güç kadınlardır. AKP-MHP faşizmine her konuda tutarlı bir tutum koyuyorlar. AKP-MHP faşizminin şovenizmi kışkırtmasına karşı çıkıyorlar. Efrîn işgaline karşı çıkıyorlar. Kürtler üzerindeki baskılara karşı çıkıyorlar. Çünkü bu karşı çıkışı göstermeden kadın özgürlüğünü ve demokrasiyi savunamayacaklarını çok iyi biliyorlar. Bu açıdan Türkiye’deki kadın bilinci ve hareketi gelecek için umut veriyor ve herkese doğru yolu gösteriyor. İnsanlık, kadın üzerindeki egemenlikle her türlü toplumsal sapmaya uğramıştı. Kadın özgürlük mücadelesi de insanlığı ve toplumları her türlü sapmadan ve yanlışlıktan kurtaracaktır. Türkiye’de de dünyada da kadınların ipine sarılma zamanı!