Bizi takip edin

Köşe yazarları

AKP’nin Kürt politikası ülkeyi yıkıma götürüyor

->

-> 722

Türkiye’nin sorunları derinleştikçe, uygulanan politikaların yanlışlığı kamuoyu tarafından görülmeye başladıkça, AKP’nin uyguladığı “Kürt politikası”nın ülkeyi yıkıma götürdüğü, sağduyulu kesimler tarafından daha iyi kavranılıyor. “Seçim güvenliği” tartışması, Türkiye’nin gerçek gündemi ile yer değiştiriyor. AKP’li lafazanların her konuşmasının sonucunu “seçim güvenliği” ile bitirmeleri bir tesadüf değildir. Bunun yanına “Deli Dumrul” misali kahramanlık “naraları” konuluyor. Tıpkı bir dönemle her darbe olduğunda Hasan Mutlucan’ın “şeşper kalkana değdiğinde…” türküsü çalındığı gibi şimdi de öldürülen insanların “bilançosu”nda durmaktayız.

Neden mi? Kürtçede bir deyim var “zıra, zıra deve ne jé keyfana, jé bare wîye girane.” (devenin homurdanması zevkten değil, yükünün ağırlığındandır) AKP iktidarı rahat değil, dahası büyük bir korku ve panik içindedir. Çünkü bin yılın hatasını işliyor. Bin yıllar da sürebilecek düşmanlık tohumları ekiliyor. “1071’den bu yana” Türk-Kürt ilişkileri bu kadar yıkım ve güvensizlik yaratan bir konuma gelmemişti. Çoğu zaman, özellikle Cumhuriyet döneminde Kürtler ve devlet arasında çok ciddi sorunlar yaşanmış olsa bile bugünkü kadar Kürtler, “yok edilmenin” hedef tahtasına konulmamıştı.

AKP iktidarı bu konuda çıldırmış bir durumdadır. Kürt düşmanlığı için her şeyini ortaya koymuş ve anti-Kürt tutum yaratmak için “herkese, her tavizi” vermeye hazır bir hal almıştır. AKP iktidarı hiçbir şekilde onarılması mümkün olmayan bir politika uyguluyor. Korku ve çıkar hırsı, onları çileden çıkarmış. Bu reel durumu gizlemek için de “seçim güvenliği” teranesini başa almıştır. Birinci tehlike budur.

İkincisi, AKP (intikam partisi) ve “yavru partisi” el çabukluğu yöntemiyle tüm rejim partilerini şovenizm şerbetiyle sarhoş ederek, Kürt halkına karışı tavır almaya zorluyor. Seçim yapılıp yapılmayacağı dahi belli değilken, “Kürtler haindir” homurtusuyla demokrasi güçlerini ve liberal çevreleri Kürtlere karşı düşman yapmaya çalışıyor. Bu, hem Kürtlere uygulanacak bir katliamın alt dayanağını oluşturuyor, hem de Türk halkının sindirilmesine basamak yapılıyor.

Üçüncüsü, “Bölücülük tehlikesi ülkeyi sarmıştır” yaygarası temel yapılarak, SP ve benzeri örgütleri bile kendisiyle “milli ve yerli” zemine çekmeye çalışarak onları etkisizleştiren bir “ittifaka” zorluyorlar. Kısacası seçimi kazanma stratejisi “Kürt düşmanlığı” üzerine inşa edilmeye çalışılıyor. Bu ise, toplumun temeline dinamit koymaktan başka bir şey değildir. AKP iktidarı, binlerce Kürt ve Türk gencini gözden çıkarmıştır. Seçimleri kazanmak için her dalavereye başvuruyor. AKP’nin elini rahatlatan en önemli nedenlerden biri, CHP’nin kararlı bir demokratik tutum takınamaması, şoven duygulardan arınamaması ve aldığı kimi “demokratik” kararların arkasında bile durmamasıdır.

Başka bir önemli nokta da; kimi “liberal aydınlar” ve bir dönem “68 gençliği”nin içine nifak sokmaya çalışarak sosyalistlerin birbirleriyle çatışmasını körükleyenler şimdi de “devlet görevleri” gereği AKP’nin politik hattına cansiperane katkı yapıyorlar. Bu zatlar, “barış sürecinde” ve “akil” insanların gezilere çıktığı sırada kardeşlik, eşitlik ve demokrasi demagojisini kullanarak suyu bulandırdılar ve AKP’nin halk içinde sinsice örgütlenmesine yardımcı oldular. Demokrasi güçlerini “parlamentarizme” mahkum etmek, kitlelerin demokratik örgütler yaratmalarına engel olmak için bin bir çeşit ideolojik demagojiyle AKP’ye bildikleri “devrimci” taktikleri öğrettiler. O nedenle kimileri “gazeteci” kimileri “baş danışman” oluverdi.

Efrin olayının tüm dünyanın gündemine girdiği bir dönemde, bu görünümün yeniden boy göstermesi tesadüf mü?

Yeni bir sürece girilmiştir. Suriye ve Kürt coğrafyasında hem global devletler hem de bölge devletleri, Sykes-Picot anlaşmasına benzer bir paylaşım politikasını uygulamaya sokmuşlardır. Kürtlere karşı yeni bir ittifak yaşamla buluşmuş durumdadır. Bu politikanın kaçınılmaz sonucunda Efrin, dünyanın ilgi odağına oturmuştur. Reel durum ne olursa olsun Kuzey Suriye kazanmıştır. Kürtlerin Efrin’e duydukları olağanüstü ilgi, bu nedenden dolayıdır. Bir avuç toprak üzerinde yaşayan, nüfusları yüz binleri geçmeyen küçücük bir Efrin, sanki “kocaman bir dünya devleti” gibi lanse ediliyor ve ona göre “paye” çıkarılıyor. Bütün dünya Kürtlerden bundan dolayı söz ediyor. O nedenle değerli yazar Ahmet Altan’a, “Devleti olmayan milletler/ halklar soykırıma mahkûm olur. Kaybedecek tek bir şeyiniz işgalcilerinizdir. Dünyadaki tüm Kürtler birleşin” dedirten Efrin değil midir?