Bizi takip edin

Röportaj

Aristophanes’ten bu yana ‘Barış’

->

-> 299

Altıdan Sonra Tiyatro Topluluğu tarafından sahnelenen Barış oyunu yazılışından 2400 yıl sonra güncel yorumuyla izleyici karşısında. Oyunu uyarlayan Volkan Çıkıntıoğlu ile oyunun detaylarını ve idealize edilen barış kavramını konuştuk

Dilhan Yılmaz/ İstanbul

Aristophanes M.Ö. tam da Antik Yunan’a hakim olan 30 yıl savaşlarının olduğu bir dönemde yazdı Barış oyununu. Ama tıpkı savaş gibi barış da insanlık tarihinde hala güncelliğini koruyor. Altıdan Sonra Tiyatro tarafından yeniden yorumlanan Barış oyunu tragedya ile komedya arasında ince bir sınırda seyirciyi hem güldüren hem de düşündren seyir zevki yüksek bir tiyatro başyapıtlarından biri. Yönetmenliğini Güray Dinçol’un yaptığı oyunda Ceyda Akel, Çiğdem Aygün, Damla Aydın, Dilan Parlak, Ladin Avşar, Meriç Rakalar, Mert Denizmen, Tolga Bayraklı gibi tiyatro oyuncuları yer alıyor. Oyunun uyarlaması ise Seyyar Sahne Tiyatrosu üyesi ve tiyatro oyuncusu Volkan Çıkıntıoğlu’na ait. Çıkıntıoğlu ile Barış oyunu üzerine konuştuk.

Oyunda hem uyarlayan hem de yönetmen yardımcısı olarak yer alıyorsunuz. Bu süreçten bahseder misiniz?

Oyuna çok sonradan dahil oldum. Kumbaracı50’den gelen teklif üzerine oyuna dahil oldum. Sonradan dahil olduğum için çok da vaktimiz yoktu. Aylarca oturup çalışamadık. Gerilla usulü ile oyunu hazırladık. Bir yandan uyarlarken bir yandan da oyuncular doğaçladı. O yüzden ikisinin birlikte gittiği çok hızlı ama aynı zamanda pratik çözümler bulmamızı sağlayan bir süreç oldu.

M.Ö. yazılmış bir oyunu günümüze uyarlamak zor olmadı mı? Barış oyunu üzerinden uyarlamanın incelikleri ve zorluklarından bahseder misiniz?

Antik Yunan komedi oyunu olan Barış hem dönemle ilgili hem de uyarlaması daha konforlu bir oyun çünkü hikâyesi çok örülü değil. Oyunun teması savaştan bıkmış bir adamın barışı getirmesi üzerine. O yüzden karmaşık bir oyun diyemeyiz. Dolayısıyla günümüze uyarlandığında yeni bir takım yaratıcı imkânlar veriyor. Oyunu uyarlarken didaktik bir şekilde vermedim, yani Aristophanes’in o pastoral yönünü almadım hiç. Metnin içeriğine çok az sadık kaldım ama hikâyesine ve Aristophanes’in felsefesine bağlılığımı korudum.

Oyunda ‘Barış’ı ne üzerine kurdunuz?

Günümüze uyarlarken Barış’ı kötümserlik üzerinden kurdum. Kötümserlik kavramı deyince çok negatif bir anlam çağrıştırabilir ama oyunun ele alındığı yüzyılda hakim olan fesefe üzerinden yola çıktım. Tam bir ölüm fikri ile beraber işledim. Hayatta başımıza gelebilecek en iyi şey ölüm ya da hiç doğmamış olmak. Ölümün dışında da başka bir gerçek yok ama ne yapabiliriz? Hayatı nasıl ve ne ile doldurabiliriz? O yüzden komdi bile olsa, acı gerçeği dönüştüren bir mizah geliştirmek gerekir. Hem bir mücadeleyi hem de o mücadelenin hiçbir zaman idealize olmayacağını bize anlatabilsin.

Burada Aristophanes ile ayırışıyorsunuz diyebilir miyiz?

Belki de Aristophanes’e bir eleştirimdir. Savaş sonrası yapacağı düzene ilişkin bir eleştiri. Eski düzen yıkılacak yeni düzen çok burjuva olacak. Yeni düzen ise yeni bir savaşın habercisi. Aristophanes’in idealize ettiği yerden baktığımızda o zaman bu barış dediğimiz şey çok da kutlanacak bir şey değil.

Buradan yola çıkarak sizce Barış nasıl olur ya da nasıl olmalı?

Antik Yunan’da 30 yıl savaşların sonunda gelen barış, o coşkulu kutlanan barış aslında devletin kendini burjuva şekilde tahakküm etmesine yaramış. Barış dedikleri şey onların gelirlerini maksimize eden şey. Eğer biz de barışı yapacaksak, burjuva konforunda sıyrılmamız gerekir. Örneğin Afrin operasyonunun da adı barış. Çok konformüst bir alan var bu alanlar sağlansın da ne olursa olsun derdindeyiz. Çünkü bize konforlu bir alan sunacak. Yani bunun için kim ölüyor? Kimin haklarından feragat ediliyor? Devlet bu faydayı sağlayacağım diye kimin tepesine biniyor, bu soruları sormuyoruz. O zaman biz aslında bir savaş durumunu öteliyoruz kendi rahatımız için. Özgür bir hayat mı tasavur ediyorum yoksa sadece konfor korkumun giderileceği bir hayat mı tasavvur ediyorum, burada dürüst olmak gerekir. O yüzden barış kavramını hukukun tahakkümü, kanun koyuculuk ya da devletin yarattığı bir ortamdan çok kişisel olarak önce bir kavramın netleştirilmesi gerekir. Ezbere bir barış durumundan çıkıp barışın ne olduğu ile ilgili düşünmemiz gerekiyor. Oyunda da bunun için açık kapı bıraktım.

Savaşın hakim olduğu, insanların barış demekten korktuğu bu topraklarda Barış oyunu sahnede, bunun için ne söylemek istersiniz?

Devlet uzun süredir hep şiddet üretiyordu. Afrin’e girmesi bunu çok görünür hale getirdi ve artık bir savaş etiketini de üstüne aldı. Ondan önce devletin savaş halinde olmadığını kim söyleyebiliyor? Devlet Afrin’e girmeden önce Diyarbakır’da yaptığı, yaşattığı şey neydi ki? Devletin Afrin’den önce barış içinde yaşadığı söylenebilir mi, ben bunu söyleyebiliyorsam sırf rahatım için ikiyüzlülük yapmış olurum. Diyarbakır’daki biri için devlet Afrin’den önce de bir savaş halindeydi.
Huzur içinde yaşayalım diyoruz yanı başımızda bombalar patlarken, peki bu huzur içinden yaşıyoruzdan kastımız ne? Devlet şöyle bir şey diyor: Afrin’deki Kürtler sessiz kalsın, haklı mücadelesinden vazgeçsin, huzur içinde yaşayalım. Bu barış mı huzur mu ben bunu bir yere koyamıyorum. Her barış dediğimiz durum da barış değil aslında, bunu da göz önünde bulundurmak gerekir.

‘Efrîn’e huzur götüreceğiz’ diyorlar örneğin…

Bu kavramlar çok pazarlanabilir hale geliyor. Bu kavramları idealize ediyoruz. O yüzden de bu kavramlarla mücadelemizi de ele almak gerekir, belki de bu oyun ile yeniden tartışmaya açmak istedim çünkü barış kavramının altını boşalttığımızı düşünüyorum.

Barış’ın idealize edilmiş hali Efrîn’de

Oyunda Barış’ı idealize ettiğin bir durum var mı?

Biz etiketler altında bir hayat yaşıyoruz. Örneğin Afrin ‘Zeytin Dalı Operasyonu’ devletin tahakküm ettiği bir şey. Bizler şimdi Zeytin Dalı kavramından gidersek, o zaman biz Afrin savaşını yararlı bir savaş, bize barış getirecek bir savaş olarak görme tuzağına düşeriz. Barış kavramını kendimizce idealize etmeye çalışırsak, romantik bir tuzağa düşmüş oluruz. O yüzden de Barış oyununu hiçbir kavramı idealize etmeden vermek istedim. Oyuna gelenlerin de, oynayanların da bu tadı almalarını istedim.

Neden hâlâ güncelliğini koruyor, seyirci bunu nasıl okumalı?

Barış 2000 küsür yıl önce yazılıp güncelliğini hâlâ yitirmemişse zaten beyhude bir çaba var. Bu yüzden ne Aristophanes bu tartışmayı bitirdi ne ben bitireceğim ne de benden yüzyıl sonra bitecek. Demek ki bu insanın varoluşunda hep olacak bir süreç, bunu kabullenelim ama bu yüzden kafamıza sıkmayalım. Bu oyun devamlı uyarlanıyorsa ve ben üretici olarak bu oyunu yapıyorsam, biri evinden çıkıp bu oyuna geliyorsa, içimizde bir yerde bir kutlama isteği var. Tıpkı Antik Yunan’daki o halkın festivaldeki kutlama isteği gibi. Oyunu oyuncu ile seyircinin kutlamalı bir buluşması olduğunu düşünüyorum.

Antik Yunan Aristophanes’in barışını kutluyor. Buradaki seyirci neyi kutlamalı?

Zafer olmadan bir kutlama öneriyorum. Hayatta bir şeyi başarmadan kutlamayı öğrenmek insanı kendi ile de barıştıran bir şey. Varsın bir oyunda sonuç almadan mutlu olmayı öğrenelim.

Barış komedyasının kahramanı Trygaios getirdiği barış ile ne yapacağını bilmeyen bir kahraman olarak çıkıyor karşımıza Sizce Trygaios’un hikayesi ne?

Trygaios’un tıpkı Aristophanes’in Kömürcüler oyunundaki baş karakter gibi komplike bir hikayesi var. Yaşadığı kahramanlık sendromu ile baş edemeyen, getirdiği barışı ne yapacağını bilemeyen ve savaştığı şeye dönüşen bir insanın hikayesi olarak kurmaya çalıştım.

Trygaios kahramanlık sıfatı ile farklı bir karakter haline geliyor, sizce nasıl bir kahraman?

Trygaios çok masum bir kahraman. Çok masum bir yerden başlıyor Don Kişot gibi… Savaşlara katılıp orduları yenip barışı getireceğim demiyor. Bir komutan olmaya da bürünmüyor. Derdimi direkt tanrılarla halledeceğim diyor. Bu çok delice ve beyhude, buna herkes güler ama bizim böyle yaratıcı çözümlere ihtiyacımız var, o yaratıcı çözüme o kadar masum bir yerde bağlanmasını gerçek kahramanlık olarak görüyorum. Çünkü bizim parlak kahramanlara ihtiyacımız yok. Ama o başardığı anda da halk ona parlak kahramanlık kisvesini yüklüyor. Asıl delirme, halk ona bir sıfat yükledikten sonra oluyor.

Oyunun sonunda barış nedir, kahramanlık nedir, halk nedir gibi sorular boşlukta kalıyor Seyirciyi neden böyle bir boşlukta bırakma ihtiyacı hissettiniz?

Bugün biz de halk olarak barış ile başbaşa kalma durmumuz olsa, her şeyi yeniden kuracağımız yerde bildiğimiz alışkanlıklardan çözüm üretmeye çalışırız. Yine benzer bir mekanizma kurmaya çalışırız. Eskinin yerine nasıl bir yeni? Elveda Lenin tam da bunu anlatıyor. O yüzden oyunun son bölümünde seyirciyi bir boşlukla başbaşa bırakmaktan çekinmedim. Bu soru cevaplardan daha iyi. Doğru soruları sormak daha önemli.