Bizi takip edin

Haber

Gelin savaş politikalarına karşı Newroz’da halaya duralım; modern Dehaklara karşı modern Kawalar olalım

->

-> 425

Newroz arifesinde gazetemize değerlendirmelerde bulunan HDK Eş Sözcüsü Gülistan Kılıç Koçyiğit, Efrîn saldırıları ile birlikte soykırım tehdidi yaşayan Kürt halkının Newroz alanlarında bir kez daha; ‘Vardık, varız, var olacağız’ı haykıracağını söyledi. Herkesi AKP hükümetinin savaş politikalarına karşı Newroz meydanlarında omuz omuza halaya durmaya çağıran Koçyiğit, modern Dehaklara karşı modern Kawalar olma çağrısı yaptı 

Reyhan Hacıoğlu-Ferhat Çelik/ İstanbul

Bir yandan Efrîn’e yönelik saldırılarına devam eden iktidar diğer yandan bu saldırıların eşliğinde seçim hazırlıklarını sürdürüyor. Hükümetin savaş ve anti-demokratik baskıcı politikalarına karşı çıkan muhalefet ise hedefte. Efrîn’e yönelik saldırılar, muhalefete, özellikle Kürt siyasetine dönük operasyonlar ve bunlarla birlikte Kürtler için tarihi önemi olan Newroz’u HDK Eş Sözcüsü Gülistan Kılıç Koçyiğit ile konuştuk.

  • HDK’ye dönük çok ciddi baskı ve saldırılar var. Geçenlerde siz de ifade verdiniz. Üyeleriniz tutuklu, yine sizinle birlikte HDK Eş Sözcü olan Onur Hamzaoğlu da tutuklu. HDK, AKP-MHP-Ergenekon ittifakının hedefinde. Buradan başlayalım, nasıl değerlendiriyorsunuz bunları?

Şöyle anlamlandırıyoruz. 7 Haziran seçimlerini kabul etmeyen AKP, 1 Kasım seçimlerine gitti. 7 Haziran’ı kabul etmemeleri sadece iktidardan düşmeleri değildi. İtiraz ettikleri nokta HDK’nin çoğulcu yapısının HDP eliyle Meclis’e taşınmasıydı. Bu 100 yıllık Cumhuriyet’in temel taşlarını yerinden oynatmış durumdaydı. Bu ülkenin kuruluşunda bütün halklar omuz omuza savaştı. Eşit ve özgür bir ülke kurmak istiyorlardı. Bu anlamda Kürtler hiçbir zaman kaderlerini diğer halklardan ayrı görmediler. Fakat Cumhuriyet kurulunca, ulus devletçi akım teklikler üzerine kuruldu ama buna rağmen çoğunluklar direndi. Bu direnişi bazen sesli yaptılar, bazen de sessiz bir şekilde evlerinde, dillerinde, kültürlerini yaygınlaştırarak gösterdiler. Ve aslında bu direnişin kendisi Halkların Demokratik Kongresi ile politik bir perspektife dönüştü. Seçimlerde 6 buçuk milyondan fazla oy alarak kabul gördü. Bu saldırılar özet olarak HDK’nin çoğulcu yapısına yönelik saldırılardır diyebiliriz.

  • AKP’nin Efrîn’e yönelik saldırısı içte uyguladığı Kürt politikalarının bir uzantısı mı?

Evet. “Çöktürme Planı”nın Türkiye Kürdistan’ında yansıması neyse, Afrin’deki saldırıyı bu planın dış ayağı olarak değerlendirebiliriz. Bu planın kamuoyuna yansıyan kısmı ile çok ciddi sonuçları yaratıldı. Kürtlerin göçertilmesinden, yerleşim yerlerinin yok edilmesine, mümkün olduğu kadar Kürt siyasal hareketinin sınırlandırılmasına kadar birçok aşaması vardı. Ve aşama aşama ilerledi. Ama bu saldırılarda sonuçları itibarıyla istedikleri yere ulaşamadıklarını da görüyoruz.

‘Çözüm masasını hangi gerekçeyle yıktıysa Efrin’e de onun için saldırdı’

Bunun dış ayağında ne yapabiliriz dediler. AKP, MHP ya da Ergenekon en temel öznesi ile AKP niçin Dolmabahçe Mutabakatı’nı reddeti. Niçin çözüm sürecinden geri adım attı sorusunu sorduğumuzda, hem burada, Kürdistan’da yürütülen politikaların gerekçesini hem de Afrin’e yönelik saldırıların gerekçelerini görebiliriz. AKP çözüm sürecinde irtifa kaybetti. Barış meselesinde halkların birbirine dokunabildiği, birbirini anladığı bir dönemde hükümetler eliyle söylenen o yalanların açığa çıktığını gördü. Normalleşme arttıkça halk gerçek siyasal tercihlerde bulunma şansına sahip oldu. Ve AKP de; Biz çözüm dedikçe bu HDP’ye yarıyor, oy alıyor dedi. Şiddet, militarizmin kendisi bu ülkede seçmeni etkileyen, birleşik bir harekete sevk eden bir unsur olarak duruyor. O zaman buraya sarılmak AKP’nin kendisini limana ulaştırabileceği bir pozisyon.

Seçimi kazanma şansı yok

Bir referandum süreci geçirdik. Ve AKP- MHP bloğunun bütün imkânlarını kullanmalarına ve yine muhalefetin bütün imkânlarını almalarına rağmen yüzde 50’yi bulamadı. Ne yaptılar; YSK eliyle evet çıkardılar. Sandıktan çıkanın hayır olduğunu herkes biliyor. Ama o dönem özellikle CHP’nin pasif tutumu nedeniyle hayır yenilmiş gibi gösterilip bir evet çıkarıldı. Şimdi ise tek derdi 2019 seçimlerinde ya da olası erken seçimlerde başkanlığı alacak mıyım almayacak mıyım? Mevcut koşullarda alma şansı yok, bunu biliyor. Neden; çünkü ekonomi kötüye gidiyor, bütün bölgedeki ülkelerle çok ciddi problemler yaşıyor, ülke içinde ciddi bir kutuplaşma var, Meclis bütün vasfını yitirmiş… AKP’nin tek vaadi daha fazla savaş, cezaevi, baskı politikasıdır. Ve halk AKP’ye oy verenler de dâhil bu gerçeği gördükleri için iktidardan uzaklaşıyorlar. Farklı eğilimler ya da önemli bir kesimi ise çok ciddi bir arayış içerisinde.

Halk gerçeği görüyor

Bu iklimde iki şeye sarılmış durumdalar. Bir; masa başında seçimi nasıl kazanırız? İttifak yasasını hazırladılar ve yaptıkları bütün düzenlemeler ile seçmenin iradesinin gasp etmeye dönük yaklaşımları var. Bir de bunun toplumsal boyutunu örgütlemeye çalışıyorlar. Kendisini yerli ve milli olarak ilan eden AKP- MHP bloğu ve BBP de katıldı, bunun dışında kalan bütün hayır bloğunu da mümkün olduğu kadar ötekileştirmeye çalışıyor. Tam da bunun için Kürtlere karşı yeni bir savaş politikasını devreye soktular. Bunun gerekçesini oradan gelecek tehditler var gibi diyerek göstermeye çalışsalar da, halklar çok iyi biliyor ki Afrin’den buraya tek bir çakıl taşı atılmış değil. Bugünkü atmosferde Afrin’e dönük itirazları baskılamış olabilirler ama sokaktaki yurttaş bu savaşın gerekçesini çok iyi biliyor. Hiç kimse bunu bir operasyon olarak görmüyor. Savaştayız diyor. Bunu kendi hayatına yansımalarından biliyor. Mesela bir gün aldığını ertesi gün aynı ücrete alamıyor. İşsizlik gittikçe artıyor. Bunların savaşın bilançosu olduğunu çok iyi biliyor. Bu savaşa rıza üretmek için ne yaptılar; Rusya’dan S-400 füzeleri alındı, Almanya’dan silahlar alındı. Halk bunları görüyor.

  • NATO’nun 2’nci ordusu neden bütün gücüyle Efrîn’e saldırıyor? Orada rahatsız eden ne?

Şunu çok iyi biliyoruz ki 2013 ile 2015 yılları arasında yürüyen çözüm sürecinin en temel meselesi, Kürtler bu ülkede nasıl bir statü ile yaşayacaklar? Anayasa’da eşit yurttaş statüsüne kavuşabilecekler mi? Bu sadece Kürtler üzerinden de değil bütün halklar için bir tartışma yürütüldü. Şunu çok iyi görüyor, yönetimde olanlar ve herkes Afrin’de ve bütün Kuzey Suriye’de yeni bir demokratik toplum inşa ediliyor. Burada ne var; eşit yurttaşlık, eşit katılım, halkların ve inançların eşit yönetimlerde yer alması var. Bir diğeri Suriye savaşından sonra bir statü endişesi var Türkiye’de. Kürtler burada bir sistem kurdular, bu sistemi sadece kendileri için değil bütün halklar ile beraber inşa ettiler.

‘Mesele Kürt’ün eşitlik meselesidir’

İkinci olarak seküler hayat. Bu Türkiye’deki devletin sinir uçlarına dokunan bir şey. Buna müdahale edilmesi gerekiyordu. Rojava’daki Kürtlerin statüsünün dört parça Kürdistan’a çok ciddi etkileri olacağını iyi biliyorlar. Ve biz ikinci bir Kuzey Irak’a izin vermeyeceğiz diyorlardı. Neydi ikinci Kuzey Irak meselesi; Kuzey Irak’ta özerk bir sistem vardı. Ve bu özerklik uzun süre yok sayıldı. Ta ki AKP bu özerk sistemle kuracağı ilişkinin Türkiye’deki Kürt siyasal harekete alternatif oluşturma aracı olarak kullanabileceğini anlayıncaya kadar. Bunu anladıktan ciddi ekonomik, siyasi ilişkiler geliştirdi. Ve bu özerk yönetim 25 Eylül 2017’de referanduma gidip bağımsızlık talep ettiğinde, aynı AKP ve MHP yönetimi topyekûn en üst perdeden karşı koymaya başladı. Ve bugün Afrin operasyonun temel saikinin de bu olduğunu çok iyi biliyoruz. Kürtler şunu anlayabiliyorlar AKP’nin tek çizgisi, kendi çizgisine biat eden Kürt meselesi. Bunlar biat ettiği sürece yaşam hakkı var ama bunun dışına çıktığı an o Kürt terörist Kürt olacak. Mesele ne KDP, ne YNK, ne HDP, ne DBP meselesidir. Mesele Kürdün eşitlik ve özgürlük meselesidir. Ve bunu engellemeye çalışan bir AKP, MHP, BBP, Ergenekon ve CHP bütün bir bloku var.

  • Bu saldırılar karşısında Efrîn’de halkların direnişi var, bunu nasıl görüyorsunuz?

Düşünsenize İstanbul’dasınız ve biri gelip başınıza bomba yağdırıyor. Neden, tek gerekçe var o da kimliğimiz. Yaşamımız yok ediliyor, topraklarımız işgal ediliyor ve buna razı olunması isteniyor. Bu durum tarihte yok. Kürtlerin bin yıllardır yaşadıkları bir coğrafya Afrin. Ve şimdi bu coğrafya yok edilmek isteniyor. Bunun karşısında direnmek ve durmak kadar insani, vicdani ve ahlaki bir şey olamaz. Vatanın bekasından bahsedenler başkasının kendi vatanını korumasını terörizm olarak ifade ediyor. Terörist dedikleri kim? YPG-YPJ. Bunlar kim, Afrin halkının çocukları. Bu direnişin içinde anneler, gençler, halklar var. Bunlara teröristtir demek gerçeği örtbas etmektir. Bağımsız kaynaklar her gün görüntüler yayınlıyor. Çocuklar, kadınlar ölüyor. Hastane vuruldu. TSK açıklama yapmış hastane bombalanmadı diye. İnsan der yani; gözüme mi sana mı inanacağım. Kürtler evini barkını bırakıp koşa koşa gidip ya da hadi topraklarımız sizin diyecek bir halk değildir. Kaldı ki orada sadece Kürtler değil başka halklar da var.

Efrin direnişi dünya tarihine geçecek bir mücadeledir

Afrin’i günlerce süren bombardımanla alabilirler ama bu asla düşündükleri gibi bir zafer olamayacak. Toprağını bırakmayan, yaşamı uğruna savunan bir halk var. İŞID birkaç saat içerisinde Musul’u, Irak’ın büyük bir parçasını ele geçirdi. Tek bir direnişle karşılaşmadı. Ama bu insanlar 58 gündür (önceki gün) yaşamlarını, dedelerinin toprağını korumaya çalışıyor. Kürtler açısından Kobanê direnişi ve zaferi ne ise Efrîn onun çok daha ötesine geçen bir noktadadır. Bu mücadelenin kendisi dünya tarihine geçecek bir mücadeledir. Bir gün tarih yazıldığında sayfa sayfa Efrîn yazılacak, anaların çığlığı yazılacak. Tarih saldıranları da yazacak ama bu bir zafer yaprağında olmayacak.

  • Efrîn saldırılarına karşı uluslararası tepkileri ya da tepkisizlikleri nasıl değerlendiriyorsunuz?

Çok uzun süredir uluslararası yapıların neye hizmet ettiklerini anlamaya çalışıyoruz. Cizre bodrumlarında vahşete sessiz kalan, insanların diri diri yanmasına göz yuman bir AB, AİHM, AK ve BM gerçeği var karşımızda. Bunlar evrensel insani değerleri bir şekilde dünyada işlevselleştirmek için kurulmuş yapılardır. Ama bugün baktığımızda üç maymunu oynadıklarını görüyoruz. Tek açıklamaları çok “kaygı vericidir”. İnsanların öldüğü yerde kaygı ne demek? Uluslararası kuruluşların naif açıklamalarının Türkiye’yi cesaretlendirdiğini görmemiz gerekiyor. Onun için kurumlardan değil ama dünyada yaşayan halklardan beklentimiz var. Halkalar olarak dayanışırsak ancak özgür bir dünya inşa edebiliriz.

Öcalan’a tecrit halklara ve barışa tecrittir

  • Kürt sorununda çözüm politikalarını terk ederek savaş politikası benimseyen hükümetin Sayın Abdullah Öcalan’a yönelik ağır tecrit politikasının tam olarak sebebi ne?

Sayın Öcalan’a yönelik tecridin çok yönlü nedenleri var. Bunlardan birincisi, Kürtlerin eşitlik ve özgürlük mücadelesinde çok ciddi anlamda katkı sunan kişiyi halktan alan bir yaklaşım olduğunu görüyoruz. İkincisi 2013-15 yılları arasında şunlara tanıklık ettik: Sayın Öcalan sadece Kürtler için değil, bütün Ortadoğu, dünya için sözler sarf ediyor. Türkiye’nin eşit, özgür ve demokratik bir toplum olmasını istiyor ve Kürtlerin de bu ülke içerisinde eşit yurttaşlar olarak yaşamasını istiyor. Bu noktadaki fikirleri kamuoyuyla buluşunca, başka bir iklim oluşmaya başlandı ve tecrit kamuoyunda oluşan düşüncelerin daha fazla Türkiye hakları tarafından benimsenmesini engellemeye dönüktür. Sayın Öcalan 2015’ten beri mutlak tecrit altındadır. Çok açık, Sayın Öcalan şahsında Kürtler teslim alınmaya çalışılıyor. Bunun aynı zamanda Türkiye halklarına karşı ve Türkiye barışına yönelik bir tecrit olduğunu görmemiz gerekiyor. Bunun için her yurttaşın tecride karşı çıkması gerekiyor.

İtiraz etmek, yan yana gelmek birleşmek…

İtiraz etmek. Türkiye freni patlamış bir kamyon gibi karanlığa doğru yürüyor. Buna itiraz etmek zorundayız. Ben itiraz edersem işte şu siyasi partiyle mi aynı kulvara düşerim, şu kesimle mi aynı yere düşerim demekten vazgeçmek durumundayız. İtirazlarımız bu ülkenin demokratikleşmesine dönük itirazlardır. Her birimizin çok farklı itiraz gerekçeleri olabilir ama bu şekilde bunları gösterebilmek zorundayız. Onun için sadece Sayın Öcalan’ın tecridi bağlamında değil, bu ülkedeki bu gidişata karşı yan yana gelmek durumundayız. Birleşik mücadele hattını örgütlemezsek, AKP-MHP ittifakı kendisini ilk seçimde örgütleyecek ve artık başka bir dönem başlamış olacak. Bunu görerek hareket etmek, itirazlarımızı birleştirmek durumundayız.

  • Newroz’a sayılı günler kaldı. Efrîn savaşı başta olmak üzere Kürt sorunu merkezli en küçük itirazın üstüne bile bütün gücüyle giden devlete Newroz’un mesajı ne olacak?

Bu Newroz’un en büyük mesajı özgürlük, eşitlik ve demokrasi mücadelesinden asla vazgeçmeyen Türkiye hakları, Kürdistan halkı gerçeği olacak. İradesinden, kimliğinden, inancından vazgeçmeyen, bunun için mücadele etme noktasında da geri durmayan bir halk gerçekliğini halkımız yaşatacaktır. Ama Kürdistan için bir değerlendirme yapacak olursak yok sayılan, cezaevi vaddedilen Kürt halkı, Newroz alanlarında bir kez daha haykıracaktır; Biz vardık, varız, var olacağız. Ve bu varlık mücadelesinin kendisi ne kadar baskı uygulanırsa uygulansın asla geri düşmeyecektir. Newroz zalime karşı bir uyanışı, bir direnişi, zaferi müjdelemiştir. Bugün modern Dehaklar var ama bunların karşısında modern Kawalar da var. Newroz ateşi bugün Efrîn’e atılan bombalara karşı da halkın itirazının simgesi olacaktır.

  • Newroz arifesinde Türkiye halklarına bir mesajınız var mı?

Tarihte halklar arasında inşa edilmemiş bir düşmanlık yok. Bugün inşa edilmiş ve yeniden inşa edilmeye çalışılan bu düşmanlaştırma politikalarına karşı omuz omuza halaya durarak cevap verebiliriz. Bizi düşman kılmak isteyen, bütün bu iktidar akıllarına karşı itirazımızı Newroz alanlarında göstereceğimizi düşünüyorum. Hrant Dink öldüğünde milyonlarca insan hepimiz Hrant’ız, hepimiz Ermeniyiz demişti. Bugün Kürtlere karşı bir zalimlik varsa hepimiz Kürdüz diyebilmeliyiz. Bu ülkenin damarlarında birlikte yaşama iradesi çok güçlü. Onun içindir ki bu kadar savaş politikasına, şiddet politikasına rağmen hâlâ halklar birlikte yaşama iradesi sürdürüyorlar. HDK de bunun en billurlaşmış örneklerinden biri olarak ortaya çıktı.