Bizi takip edin

Haber

İktidarın şu an temel hedeflerinden biri HDP’yi parlamento dışı bırakmak

->

-> 692

‘Adalet ve Kalkınma Partisi’nin şu an için önceliği cumhurbaşkanlığı seçimlerinde liderleri Tayyip Erdoğan’ın ilk turda seçilmesi. Çünkü bunu bir meşruiyet sorunu olarak görüyorlar. İktidar için şu an HDP’yi parlamento dışı bırakmak temel hedeflerden biri. Bu nedenle barajı düşürmek istemediler. HDP, zaten şu an çok büyük baskı altında, birçok milletvekili ve belediye başkanları tutuklu. Bütün bunların yanı sıra iktidar da HDP’yi barajın altında bırakmak için her yola başvuruyor’

 Ruken Tuncel/İstanbul

16 Nisan 2017 Anayasa değişikliği referandumunda ‘Evet’ bloğunu oluşturan AKP ve MHP, 2019 Cumhurbaşkanlığı seçimlerine giderken de ‘cumhur ittifakı’ ismiyle eylem birliğinde olacaklarını açıkladı. İttifakın kamuoyuna deklare edilmesinin hemen ardından işbirliğinin yasal zemine kavuşturulması için çalışmalar başladı. Yasa tüm tartışmalara ve hatta CHP ve HDP tarafından muhalefet şerhi konmasına rağmen 13 Mart sabahı görüşmeler tamamlanarak, 16 Mart günü Resmi Gazete’de yayımlandı. Bu denli tartışılan CHP ve HDP’nin “Seçim güvenliği ortadan kalkıyor. Ülkenin geleceği karartılıyor” dediği yasa neyi amaçlıyor? Yasa ifade edildiği gibi AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan’a cumhurbaşkanlığını altın tepside sunuyor mu? Seçim güvenliği tehlikede mi?
Sorularımızı akademisyen Prof. Dr. Seyfettin Gürsel’e yönelttik. İşte Gürsel’in gazetemizin sorularına verdiği yanıtlar.

AKP -MHP ‘cumhur ittifakı’ ile neyi amaçlıyor?

Gerek Adalet ve Kalkınma Partisi’nin gerek Milliyetçi Hareket Partisi’nin 2019 seçimleriyle sınırlı çıkarları bir noktada birbirini tamamlar hale geldi, bence ittifakın çıkış noktası bu. Anayasa değişikliği referandumu MHP’nin desteğine rağmen yüzde 51 küsur oyla geçti. Milliyetçi Hareket Parti seçmeninin bir bölümü Evet oyu kullandı. Buradan, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin yüzde 51 küsur oya sahip olmadığı sonucu çıkıyor. Bu nedenle Adalet ve Kalkınma Partisi adayını birinci turda seçtirmek için Milliyetçi Hareket Partisi’nin desteğine şiddetle ihtiyaç duyuyor. Çünkü Adalet ve Kalkınma Partisi’nin şu an için önceliği cumhurbaşkanlığı seçimlerinde adayları ve liderleri Recep Tayyip Erdoğan’ın ilk turda seçilmesi. Bu ikinci turda kaybetme ihtimalini gündeme getirdiği için değil -tabi birinci turda seçilemezse böyle bir ihtimal de ortaya çıkabilir- ama esas olarak birinci turda seçilmeyi bir meşruiyet sorunu olarak görüyorlar. Milliyetçi Hareket Partisi de buna çanak tutunca bir işbirliği zemini ortaya çıktı. Milliyetçi Hareket Partisi’nin çıkarı da çok karmaşık değil. 1 Kasım seçimlerinde oy oranı yüzde 11’e düşmüştü. İYİ Parti ortaya çıktıktan sonra da barajın altına düşme tehdidiyle karşı karşıya kaldı. Bu nedenle MHP, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin sunduğu ittifak dalına tutundu.

AKP, Meclis’te çoğunluğu sağlamak için de bu ittifaka ihtiyaç duymuyor mu?

Duyabilir, çünkü 7 Haziran seçimlerinde yüzde 41 oy aldı ve tek başına çoğunluğu sağlayamadılar. Seçim simülasyonları Adalet ve Kalkınma Partisi’nin yüzde 42’nin altında kaldığı takdirde çoğunluğu kaybedeceğini gösteriyordu, nitekim öyle de oldu. Daha sonra bu oran kasım seçimlerinde yüzde 49 oldu. Yürütme yetkisi ne kadar cumhurbaşkanına verilse de, güvenoyu söz konusu olmasa da, yine de Türkiye’yi istediğiniz gibi yönetebilmek için Meclis’te çoğunluğa ihtiyacınız var. AKP bunu yüzde 40 oyla da seçim çevrelerini daraltarak elde edebilirdi. Uzun süreden beri 1983-1995 arası uygulanan bu sistemi geri getirmek istediğini de biliyoruz. En fazla 5-6 milletvekilinden oluşan seçim çevreleri yapılırsa, Meclis’te çoğunluğu sağlamak için gereken asgari oy çıtası da düşüyor. Yaptığım simülasyonlar yüzde 37’lere kadar düşebileceğini gösteriyor. Dolayısıyla AKP böyle bir değişiklikle MHP’ye ihtiyaç duymadan da Meclis’te çoğunluğu sağlayabilirdi. Ancak o zaman MHP’yi dışlamış olacaktı, çünkü MHP böyle bir sistemde yok olur. Adalet ve Kalkınma Partisi bu durumda bir ikilemle karşı karşıya kaldı. MHP’yi dışladığı zaman cumhurbaşkanlığını ilk turda riske atacaktı. Bu riski göze alamadı. Bu nedenle daraltılmış bölge sistemini de askıya aldı.

Yani AKP için yegane amaç ilk turda cumhurbaşkanlığı seçimini almak, öyle mi?

AKP için kesinlikle böyle.

Peki, Tayyip Erdoğan neden bu kadar ikinci tura kalma kaygısı taşıyor?

Recep Tayyip Erdoğan cumhurbaşkanlığı oylamasında yüzde 51.7 oyla seçilmişti. Bu sonuç daha sonra “milli egemenliği ben temsil ediyorum” iddiasına dönüştü. Aynı iddiayı devam ettirebilmek için ilk turda seçilmeyi çok önemsiyor. Üstelik Türkiye artık başkanlık sistemiyle yönetilecek, cumhurbaşkanı çok geniş yürütme yetkilerine sahip oldu. Bu yetkileri tam kullanabilmesi, hatta bu yetkileri gerektiğinde zorlaması biraz da bu meşruiyet şartına bağlı, bu nedenle ilk turdan seçilmek oldukça önemli.

Yasa gündeme geldiğinden bu yana oldukça tartışılan bir başka konu daha var. O da seçim güvenliğinin ortadan kalkacağı, sizce böyle bir tehlike var mı?

Sandık kurulu başına memurlar getiriliyor. Bürokrasinin siyasi iktidara ne kadar bağımlı bir hale geldiğini düşünürseniz, bu nahoş bir gelişme. Fakat Güneydoğu’yu bilemiyorum, seçim orada ne koşullarda yapılacak. Ama sandıkların başında partilerin temsilcileri olacak. Sandıklara sahip çıkmayı başarırlarsa, çok sorun olacağını sanmıyorum. Fakat kritik sorun Güneydoğu, çünkü bu seçimlerde iki kritik parametre var. Birincisi Adalet ve Kalkınma Partisi’nin kaç oy alacağı. İttifakla giriyor ama sonuçta gevşek bir ittifak modeli benimsendi. Oy pusulasında ayrı ayrı yer alıyorlar, dolayısıyla Adalet ve Kalkınma Partisi’nin oy oranı ortaya çıkacak. MHP’nin oy oranı 1 Kasım’a göre daha düşük olacağına göre, o kadar kritik değil. İkinci kritik parametre HDP’nin barajı geçip geçemeyeceği, çünkü HDP barajı geçemezse, iki önemli sonuç ortaya çıkıyor. Bunlardan birincisi; HDP’nin Doğu-Güneydoğu’dan çıkaracağı milletvekillerin yüzde 90’ının Adalet ve Kalkınma Partisi’ne geçmesi. O zaman bütün bu tartışmalar fuzuli hale gelir. Adalet ve Kalkınma Partisi, Meclis’te çok rahat tek başına çoğunluğu sağlar, MHP’ye de ihtiyaç duymaz. Fakat bu durum çok ciddi bir sorun ortaya çıkaracaktır. Ezici çoğunluğu Kürtlerden oluşan 5 milyonluk bir seçmenin parlamentoda temsil edilmemesi, siyasal istikrarı olumsuz etkileyecek. Bunun yanı sıra HDP’den bir hayli daha düşük oy alması muhtemel, Kürt sorununun barışçıl çözümüne de şiddetle karşı çıkan bir parti de ittifakla parlamentoda olacak. Bunu nasıl bağdaştıracaklar? Çünkü Anayasa’da hâlâ 67’nci madde duruyor. Orada temsilde adalet ve yönetimde istikrar ilkeleri hâlâ mevcut. Yönetimde istikrar zaten başkanlık sistemiyle parlamento çoğunluğuna bağlı olmaktan çıktı. Geriye temsilde adalet ilkesi kaldı. Yüzde 10 barajı ile temsilde adalet nasıl olacak? Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bile böylesi bir durumu temel demokrasi ilkelerine, seçimin temel ilkelerine aykırı olduğunu iddia edebilir. Dolayısıyla çok ciddi bir tartışma başlayacak. Milyonlarca seçmenin temsil edilmediği bir parlamentoyla nereye gidilir, sorunu nasıl çözeceksiniz?

Yasanın amaçlarından birinin de HDP’yi parlamento dışı bırakmak olduğu ifade ediliyor, bu görüşe katılıyor musunuz?

HDP, 7 Haziran seçimlerinden sonra yanlış bir politika izledi. Bu politikanın sonucunda 7 Haziran seçimlerinde sandığa gitmeyen ya da MHP’ye oy veren seçmenler 1 Kasım’da AKP’yi destekledi. HDP, zaten şu an çok büyük baskı altında, birçok milletvekili ve belediye başkanları tutuklu. Bütün bunların yanı sıra iktidar da HDP’yi barajın altında bırakmak için her yola başvuruyor. İktidar için şu an HDP’yi parlamento dışı bırakmak temel hedeflerden biri.

Peki, yüzde 10 barajının korunmasını nasıl yorumluyorsunuz?

Buradaki esas amaç ne yapıp edip HDP’yi baraj altında bırakmak. Bu nedenle barajı düşürmek istemediler. Ama uzun vadeli bakarsak, Pandora’nın Kutusu da açılmış gibi. Partilere gevşek bir ittifak yapma olanağı verildi. Bu olanak yüzde 10 barajını tamamen işlevsiz kılabilir. Saadet Partisi ile İYİ Parti ittifak yapabilir ama yine baraj sorunuyla karşı karşıya kalabilirler. Cumhuriyet Halk Partisi ile yapılacak ittifaklarda bu durum geçerli değil. Fakat AKP burada şunu umuyor: Yapılacak ittifak bu partilerin tabanlarında yeterince tasvip edilmez. Fakat şu an en önemli tartışma konularından biri; Cumhuriyet Halk Partisi’nin İYİ Parti ile ittifak yapıp yapmayacağı. Yaptığı takdirde tabanlarından bir itiraz gelir mi, toplam oyları düşer mi, düşmez mi? Bunlar tartışmaya açık. Düşmeyeceğini kestirebilirlerse, ittifak yaparlar. İttifak yaptıkları takdirde HDP’nin barajın altında kalmaması koşuluyla Adalet ve Kalkınma Partisi parlamentoda çoğunluğu sağlayamayabilir. Eğer HDP barajın altında kalacak olursa CHP ile İYİ partinin ittifak yapması bir işe yaramaz. Çünkü HDP’nin seçim çevrelerinde kazandığı 40 civarında milletvekili gümüş tepside AKP’ye sunulmuş olur. Bu durumda AKP ile MHP’nin oy toplamı nispeten düşük dahi kalsa CHP-İYİ Parti ittifakına rağmen yine çoğunluğu elde ederler. Somutlaştırmak için şöyle söyleyebiliriz: AKP ile MHP birlikte yüzde 44-45 oy aldıkları durumda da, parlamentoda çoğunluğu elde edeceklerdir. Bu partilerin azınlık oyuna rağmen parlamentoda çoğunluğu kazanmaları ancak iki durumda gerçekleşmez: Ya HDP ittifaksız seçimlere girer ama barajı aşar ya da CHP’nin İYİ Parti ile kuracağı ittifaka katılır. Gelecek seçimlerde ne olacağını bilmiyoruz. Ama gerçekler sonraki seçimlerde muhalefet partilerine ittifak yapmayı öğretecektir. Öğrendikçe de yüzde 10 barajı kadük hale gelecek ve temsilde adalete uygun çoğulcu bir parlamento mümkün hale gelecektir.

AKP yasanın uzun vadede kendisi için tehlike arz edecek boyutlarını düşünmüyor mu dersiniz?

Recep Tayyip Erdoğan hedefe vardığında yani yürütmeden tamamen sorumlu cumhurbaşkanı olduğunda, buna ek olarak partisi de parlamentoda tek başına çoğunluğu sağladığında, o zaman elinde saklı tuttuğu daraltılmış bölge sistemini devreye sokabilir, ittifak sistemine de son verir. Yani istedikleri başarıyı elde ettikleri takdirde MHP’yi ittifaktan çıkarabilirler. Bu durumda da yine Kürt sorunu belirleyici olacak. MHP ile ittifak yaparak Kürt sorununa barışçıl çözüm bulunacağına inanmıyorum. Ama Adalet ve Kalkınma Partisi ilerde bu sorunda politika değişikliğine giderse, MHP’yi dışlayabilir.

Son olarak, ittifak milletvekili dağılımını nasıl etkileyecek?

Beklenenden daha az bir değişikliğe neden olacak. 7 Haziran ve 1 Kasım seçim sonuçlarını simüle ederek bazı ipuçları elde etmek mümkün. 7 Haziran’da Adalet ve Kalkınma Partisi düşük oy MHP yüksek oy almıştı: Yüzde 41 ve yüzde 16. 7 Haziran’da ittifak yapmış olsalardı milletvekili değişimi 16 ile sınırlı olacaktı. Bunlardan 11’i AKP’ye 5’i de MHP’ye gidiyor. Ciddi bir değişiklik olmadığı gibi Adalet ve Kalkınma Partisi yine tek başına Meclis’te çoğunluğu sağlayamıyor olacaktı. 1 Kasım seçimlerinde ise; Adalet ve Kalkınma Partisi yüzde 49 küsur oy aldı. MHP’nin oyları ciddi şekilde düşerek yüzde 11’de kaldı. 1 Kasım’da ikisini birleştirdiğinizde ilave 13 milletvekili kazanıyorlar. Bu da büyük bir değişiklik değil. 10 vekil Adalet ve Kalkınma Partisi’ne 3’ü de MHP’ye gidiyor. Bu seçimde 317 milletvekili kazanan AKP, salt çoğunluğu rahatlıkla elde etmiş ama 330’luk referendum çoğunluğunu elde edememişti. İlave 10 milletvekili de bu özel çoğunluğa yetmiyor. Milletvekillerinin çoğunluğu geniş seçim çevrelerinden geldiği için oy birleştirmesi sonucu fazla etkilemiyor. Bununla birlikte oy birleştirme kuralının MHP’nin oy oranı düştükçe ekstra milletvekili sayısını da hızla düşürüyor. 1 Kasım’da yüzde 11’e düştüğünde ilave 3 vekil kazanıyor. Oy oranı yüzde 6’ya düşerse, belki hiç ilave vekil kazanamayacak. AKP de bu durumda ancak 5-6 ilave vekil kazanabilir. Dolayısıyla ittifakı abartmayalım, oy birleştirmesi ittifak yapan partilere çok yüksek sayıda milletvekili kazandırmıyor. Hele muhalefet ittifak yaparsa geriye dahi gidebilirler. Ama ittifak yaparken, sırf Adalet ve Kalkınma Partisi’ni geriletmek için ittifak yapılmaz. Sözünü ettiğim partilerin ortak hedefleri önemli. CHP, İYİ Parti ve HDP başkanlık sistemine karşılar, parlamenter rejimi savunuyorlar, kuvvetler ayrılığını ve hukuk devletini savunuyorlar. Dahası yüzde 10 barajına karşılar. İttifak kuralı ile birlikte yüzde 10 barajının adaletsizliği iyice sırıtır hale geldi. Yüzde 10’un bir hayli altında oy alan bir parti sırf büyük bir parti ile ittifak yaptı diye parlamentoda temsil edilecek ama ondan daha fazla oy alan partiler parlamentoya giremeyecekler. Muhalefet partileri sırf bu adaletsizliğe karşı koymak için bile ittifak yaptıklarını savunabilirler. Başka birçok konuda farklı düşünüyor olabilirler ama bu sözünü ettiğim temel konularda anlaşıyorlarsa, seçmelerini de bu ortak paydaya ikna edebilirlerse, ittifak yapmamaları için bir neden kalmaz. Bu ne kadar mümkün olacak göreceğiz.