Bizi takip edin

Köşe yazarları

Popülizmden otoriterleşmeye bir yol gider!

->

-> 405

Geçen hafta Hollanda’nın Lahey kentinde, Uluslararası Sosyal Çalışmalar Enstitüsü tarafından düzenlenen “Uluslararası Otoriter Popülizm ve Kırsal Dünya” başlıklı bir konferansa katıldım.
Gelişmiş ve azgelişmiş ülkelerin kırsal alanından katılımcılar vardı. Katılımcıların ortak düşüncesi; “gelişmiş ve azgelişmiş ülke yönetimleri popülist söylemler eşliğinde otoriter politikacılar tarafından ele geçiriliyor” idi.
Otoriterleşmenin kapitalistlerin içinden çıkamadığı krizin gereği olduğunu düşünenler çoğunluktaydı. Aynı zamanda kapitalistlerin krizden çıkış yolu olarak kırsalı görmeleri/seçmeleri kırsalda üretim yapan çiftçiler ve kır işçileri üzerinde baskıyı artırdığının altı kalın biçimde çizildi. Ayrıca ekolojinin tahrip edildiği, sömürünün doğayı da kapsayarak genişlediği, gıdanın ve dünyanın geleceği için tehdit oluşturduğu, tehdidin yol arkadaşının da popülist söylemler olduğu konusunda ortaklaşıldı.

Konferansta çözüm yolları üzerinde çokça tartışıldı, çıkış yolları arandı. Akademi ile kırsaldaki çiftçilerin birlikte çalışmaların zeminin ne olacağı değerlendirildi. Elbetteki bu kır ile akademinin bu düzeyde ilk temasıydı. Konferansların devam etmesi benimsendi. Sermaye lehine koparılan zincirin halkalarının özgürleştirici bir dünya için birleştirilmesinin adımlarından biri böyle mütevazı bir biçimde atıldı. Bu işin konferans bölümüydü.

Eeeey Hollanda!

Yeri gelmişken yaşamın, pratiğin bir başka renginden de bahsetmek isterim. Bahsedeceğim renk, Hollanda ve

Türkiye tarımının karşılaştırılması…

Baştan söyleyeyim, Hollanda’nın tarım politikaları ve yapısal durumu ak ise, bizimki kara, bizimkisi kara ise,

Hollanda’nın ak!

Nasıl mı?

Hollanda’nın arazi yapısında dağı tepeyi bırak, tümsek bile yok. Toprak kına gibi verimli.
Tarlaları adalar halinde, yani her tarlanın dört bir yanı sularla çevrili; sulanmayan toprak yok. Ama bizim gibi akıllı değil onlar; orada sular özgür akıyor, boruların içine alınmamış, tutsaklaştırılmamış, kirletilmemiş, temiz ve berrak. Anlayacağınız orada sular akıyor, Hollandalılar bakıyor! Bakmakla kalmamış üzerinde seyri sefer yapıyorlar. Ne cehalet(!)

Ayrıca otları boylu poslu, bu yüksek boylu otlaklarda siyah beyaz alaca inekler otluyor, koyun otlatmıyorlar. Ters iş yapmayı bilmiyorlar canım, hoş görmek lazım Hollandalıları. Gerçekliklerine uygun tarım politikaları uyguluyorlar, yani biraz değil epey cahiller galiba (!)

Gelgelelim tarımsal ihracatı bizden niye fazla ki, istatistiklerle mi oynuyorlar acaba bir bakmak lazım…
Aslında Türkiye olarak bizim öyle çok suyumuz yok. Ama su akarken bakmıyoruz yine de. Boruların içine hapsediyor, toprakla bağını koparıyor, borunun ucunu şirketlere bağlıyor, kasalarını şişiriyor, şişirebiliyoruz.
Kısa boylu ot yetişen Türkiye’ye Hollandalıların ıslah ettiği siyah beyaz alaca inekleri getiriyor, kısa boylu otlar ile besleyemediğimiz için dışarıdan yem hammaddesi ve saman ithal ediyoruz. Çünkü siyah beyaz alaca inekler bizim yerli ırkların 20 katı fazla yem tüketiyor. Gerçekliğimize uygun olan koyun yerine inek yetiştirmeyi destekliyoruz. Böylece ineklerin meme uçlarına bağladığımız sağım makinelerinin borularını yem ithal ettiğimiz ülkelerin şirketlerin kasasına doğrudan bağlıyor, onlarınkini de şişiriyoruz. Hollanda bu yöntemin farkında değil, bilmiyor. Hele bunu hiç bilmiyorlar, suya sayaç takıp, çiftçiden parasını tahsil ediyor; bir koyundan iki post çıkarma yoluna gidiyoruz.

Bu Hollanda’da tarımı hiç bilmiyor, yanlış yoldalar canım. Hollanda’nın tarım politikalarına yön veren politika üreticileri tarımda yanlışlarından dönmeli. Bunun için Avrupa birincisi Türkiye’nin tarım politikalarını yerinde görme amaçlı seyahatler düzenlemeli. Bu seyahatlerle bizden öğrenmeli; cehaletlerini aşmalılar, değil mi ya!