Bizi takip edin

Köşe yazarları

‘Savaş güzeldir!’

->

-> 483

Böyle haykırıyordu şair Filippo Tommaso Marinetti, 1936’da ülkesi İtalya’nın Etiyopya’ya karşı yürüttüğü sömürge savaşı sürerken: “Savaş güzeldir, çünkü gaz maskeleri, korkutucu megafonlar, alev makineleri ve tanklar aracılığıyla insanın, boyunduruk altına alınan makine üzerindeki egemenliğine gerekçe kazandırır. Savaş güzeldir, çünkü insan bedeninin o düşlenen konumunu, metalleştirilmesi konumunu kutsayarak gerçeğe dönüştürür. Savaş güzeldir, çünkü çiçekler açan bir çayırı mitralyözlerin ateşten orkideleriyle zenginleştirir.”

Savaşa böylesine açıktan güzelleme yapmak, ancak faşizmin verimli topraklarında mümkün olabilirdi. 1909’da La Figaro’nun başsayfasından yayınladığı manifestoyla Fütürizmi ilan eden Marinetti, aynı günlerde “Savaş? Pekala, evet: Savaş tek umudumuz, yaşamımızın tek gayesi, biricik arzumuz!” diye yazacaktı. Nitekim arzuladığı şey kısa zamanda gerçekleşecek, 1. Emperyalist Paylaşım Savaşı’nda ortaya çıkan manzaranın göz kamaştırıcı ‘güzelliği’ Fütüristlerin tahayyül sınırlarını bile aşacaktı.

1930’lara gelindiğinde İtalya’da artık mutlak bir iktidara sahip olan Mussolini, diktatörlüğünü taçlandıracak uluslararası bir zafere ihtiyaç duymuş, aradığı fırsatı Afrika’da bulmuş ve bir bahaneyle orduyu -onca yıl semirttiği faşist milis gücü Karagömleklileri de yedeğine alarak- Etiyopya’nın (Habeşistan) üzerine sürmüştü. 1936 Mayıs’ında Addis Ababa’yı ele geçirince savaşı kazandığını iddia etmiş, zafer marşları çalınmış, Roma’da ofis olarak kullandığı Venedik Sarayı’nın balkonuna çıkarak İtalyan İmparatorluğu’nu ilan etmişti.

Ne var ki faşist lideri popülerliğinin zirvesine tırmandıran bu zafer havası birkaç yıl sonra sönmeye başlayacak, Etiyopya’nın işgaliyle sonuçlansa bile savaş daha yıllarca sürecek ve Avrupa faşizminin hezimetiyle birlikte İtalya ordusu Afrika’dan çekip gidecekti. Hem de geride ne için savaştığını unutan, birkaç sene daha ‘gerilla savaşı’ yürüten gariban askerlerini bırakarak. Mussolini’nin akibeti ise malum…

Bugünden bakıldığında tarihin acı ironisi şu ki, Etiyopya’daki aleni kıyım karşısında o dönemin Milletler Cemiyeti (1. Paylaşım Savaşı’nın ardından güya savaşları sona erdirmek için kurulan, sonradan BM’e dönüşecek olan örgüt) etkisiz kalmış, Fransa ve Britanya, Almanya’ya karşı olası bir müttefik olarak gördüğü İtalya’nın işgal girişimine göz yummayı tercih etmişti.

İşte böyle bir atmosfer içinde, medyanın attığı savaş naraları Mussolini’nin yıldızını parlatmış, İtalyanların çoğu propaganda bombardımanı altında bu savaşı ulusal bir beka meselesi olarak görebilmişti. Marinetti adlı şöhret delisi burjuva şairin başını çektiği bir takım sanat erbabı da, makinelerin vahşetini ve savaşı estetize eden Fütürizm gibi bir sanat akımı türetebilmişti. Sanatın hemen her dalında ve başka ülkelerde de yankısını bulan akımın kurucuları, silahlara ve makinelere tapınmayı öyle bir boyuta vardırmışlardı ki, ressam Giacomo Balla kızına Elica (yani Pervane) adını verecekti. Gelgelelim, akımın öncülerinin önemli bir kısmı methiye düzdükleri savaşta ölecek veya yaralanıp sakat kalacaktı. (Akımın resimdeki öncülerinden Umberto Boccioni orduya katıldıktan sonra, talim sırasında kendisini sırtından atan atın ayakları altında can vermişti.)

Savaşı, yıkımı ve bunun araçları olan ölüm makinelerini yücelten, kadınları aşağılayan, müzelerin, kütüphanelerin yıkılmasını isteyen Fütüristler, sanat çevrelerinde karşılık bulan isyankâr/avangard imajlarına rağmen faşizmin sanattaki yedek lastiği olmaktan kurtulamamıştı.

Fütürizm 1944’te Marinetti’nin ölümü ve faşist rejimin yıkılması ile birlikte tarihe karıştı, fakat ruhunu geri çağıranlar hiç eksik olmadı. Ölüsevicilik ve lümpen milliyetçilik söylemi tarihin kritik dönemeçlerinde entelektüel çevrelerde de kendine taraftar bulabildi. Bugünün ölüsever kalemşörleri, elbette manevi babaları Marinetti gibi yok olup gidecek bir gün. Aklıselim olarlarsa tüm savaş güzellemelerine ve ölüm histerisine inat, taze toprak kokusunu barut kokusuna, gerçek orkideleri ateşten ‘orkideler’e tercih etmeye, baharın çağrısını yinelemeye devam edecek, nefesi yettiğince. Newroz pîroz be!