Bizi takip edin

Köşe yazarları

Mümkündür, yapabiliriz…

->

-> 639

“Teslim olmanın sınırı yok. Defalarca uyardık söyledik, teslim olmayın. Onurunuzu, haysiyetinizi, paranızı, malınızı, mülkünüzü, her şeyinizi alır, yine affetmez. Bari dik durun. Daha fazlasını yapacak. Siz verdikçe o isteyecek. Biatın sınırı yok. Köleliğin sınırı yok. Yapmayın bunu.”

Bu sözleri hatırlayan var mı şimdi? Meclis’te Doğan Medya’ya böyle seslenmişti Demirtaş bir zamanlar.
Oldu işte sonunda ve daha bu bir şey değil! Eski bir AKP’li Erdoğan için “Yerdeki rakibine de vurmaya devam eder” demişti, sanırım öyle olacak.

Giderken de “Kendi isteğimle, yayıncılık mesleğime nokta koymaya karar verdim” demiş ya Aydın Doğan, en güzeli o laf işte. Siz hiç pazarda yumurta satan birinin “ben bunları kendi isteğimle satıyorum” dediğini duydunuz mu?
Neyse, uzatmaya gerek yok, bitti gitti işte. Sevmedik. Sevmemiz için de bir neden yoktu. Sadece Aydın Doğan değil, Simavi geleneğinden beri devrimciler Hürriyet ekolünü tanırlar, yediği haltları da iyi bilirler.

Bitti gitti. Ama böylece malum yolda bir taş daha döşenmiş oldu. Siyah ve beyaz kaldı sadece ortada. Gri rengin mutasyona uğrayarak neredeyse simsiyah hale gelmiş bir tonu bile yok artık. Artık bağımsız muhalif basın ile havuz medyası kelimenin tam anlamıyla ‘kafa kafaya’ kalmış halde.

Aslında siyasette de yaşanan bu oldu. Dokunulmazlıklar ve tezkere için kalkan ellerden ve Yenikapı podyumundaki konu mankenliğinden bu yana, adım adım gelinen yer artık oldukça net. Kılıçdaroğlu’nun tam da Doğan’ın satışının akşamında CNN’de söyledikleri de ipuçlarını verdi. “Bir Mehmetçik-elli Afrin” oranlamasından imam taklidi yapmaya kadar verdiği bütün mesajlardan anlayacağımızı anladık: Ufukta yeni bir Ekmeleddin vakası var!
Gerisini tahmin etmek zor değil. Sağa, gitgide daha fazla sağa doğru yürürken, memleketin Kürdünü, solcusunu da kendi yedek kulübesi zannetmek ve nihayet (zaten şimdiden bütün tedbirleri almakta olan) Erdoğan’ın önündeki kapıları ardına kadar açmak.
..
Uzun uzun bunları tartışmaya gerek yok. CHP’ye akıl verme durumunda değiliz.
Asıl mesele; yani Kürt hareketi ve devrimciler olarak bizim toplam meselemiz ise şu: Siyasette ve medyada oluşan bu devasa boşluk, bir tür fırsatsa eğer, nasıl ve kim tarafından doldurulacak?
Örneğin, bağımsız muhalif medya, daha özelleştirerek söyleyeyim, benim de mensubu bulunduğum özgür basın, kapasitesiyle, diliyle, tavrıyla bu boşluğu doldurabilecek durumda mıdır? Büyük bir hoşnutsuzlar cephesinin kendini bulabileceği, havuzun kirli suyundan bunalmış insanların duygularına tercüman olacak yeni bir medyayı inşa etmeye ne kadar hazırız? En önemlisi, bunu yapmaya niyetimiz var mı?
Siyaset alanında ne durumdayız? “Artık Türkiye’de tek bir muhalefet partisi kalmıştır, o da HDP’dir” diyoruz, diyebiliriz, doğrudur da bu, ama nasıl dolacak o boşluk?

Bir şeyi gördük, Kongre’de ve Newroz’da çok net gördük. Yurdum insanında sorun yok! İnsanlar, şöyle ya da böyle bir zemin buldukları anda, sokağa çıkıp kendilerini ifade etmekte tereddüt etmiyorlar. Bu çok açık… Her çağırdığın yere gelmiyor ama gelmek istediği yere gümbür gümbür geliyor. Hatta başka bir cenahta da, örneğin şu malum Adalet Yürüyüşü’nde gördüğümüz şey, önde yürüyenin kafasındaki tilkilerden bağımsız olarak arkadaki insanların yürümeye, dertlerini anlatmaya duydukları hasretti. Sıradan bir parti mitingine kim gelirdi öyle ta bilmem nerelerden?
Sonuç olarak bu coğrafyada, içine çoktan girilmiş olan kanlı ve karanlık geleceği hisseden ve bundan çıkışın bir yolu olması gerektiğini düşünen, olup bitenler karşısında duyduğu acizlik duygusuyla acı çeken milyonlarca insan var. Ve burada sorun artık öyle ittifaklar filan meselesi de değil. Bir araya gelenlerin enerjisinden fazla bir enerji yaratmayan platformlardan, görüşmelerden, diplomatik pazarlıklardan söz etmiyorum. Sözünü ettiğim şey, bu rol için biçimlendirilmiş olan gücün cesaretle öne çıkması, buna uygun bir dil ve tavır yakalayıp ‘ittifaklarla’ değil, pratik adımlarla dalganın öncülüğünü yapması ve bütün bunları da şaibeli bir seçime yaklaşırken değil, şimdi, şu anda ve sokakta yapmasıdır.
Boşluk, aynı zamanda fırsattır. Kaçırılırsa gerçekten yazık olur.