Bizi takip edin

Haber

Tek tip hepimizin sorunu

->

-> 363

Cezaevlerinde ‘tek tip elbise’ uygulaması için adım atan AKP’ye karşı direnişin toplumsal ayağını örmek amcıyla kurulan ‘Tek Tipe Karşı Mücadele Platformu’ndan Uğur Karadaş, TTE’nin sadece cezaevlerinin değil tüm toplumun sorunu olduğunu söyledi

Reyhan Hacıoğlu / İstanbul

İç ve dış politikada savaş siyaseti izleyen AKP, cezaevlerinde ise 12 Eylül dayatması olan ‘Tek Tip Elbise’ uygulaması ile teslim alma politikalarını devreye koymaya hazırlanıyor. 24 Aralık 2017’de 969 Sayılı KHK ile getirilen uygulama kapsamında, 19 Ocak 2018’de Diyarbakır D Tipi Cezaevi’ne gri renkli tulumlar gönderildi. 26 Ocak’ta bir aylık süresi biten uygulama için henüz cezaevlerine yönetmelik gönderilmezken, aileler, insan hakları örgütleri ve tutsaklar ise uygulamaya karşı net olarak, ‘Kefen giyeriz de tek tip elbiseyi giymeyiz’ diyor. Bununla birlikte birçok kentte kurulan Tek Tipe Karşı Mücadele Platformları ile toplumsal alanda dayanışma ağları yaratılmaya çalışılıyor. İstanbul’daki platformdan Uğur Karadaş ile uygulamayı, platformu ve platformun amacını konuştuk.

İstanbul Tek Tipe Karşı Mücadele Platformu nasıl kuruldu?

Bizden önce Tutsaklarla Dayanışma Platformu vardı ve sorunu daha çok tutsakların ve ailelerin tek tipe karşı verdiği mücadele üzerinden ele alıyordu. Ama bunun daha genişletilmesi gerekti. Tek tipin sadece cezaevleriyle sınırlı olmadığını, aslında yaşamın tek tipleştirildiğini ele aldık ve geniş bileşenleri bir araya getirerek, kendi sorunları etrafında örgütlemek için neler yapabiliriz diyerek platformu kurduk. Sorunun özü şuradan kaynaklanıyor; Türkiye’de hapishaneler tarihi yeni değil, hapishane politikaları hep özel belirlenmiş. Çünkü toplumun en ilerici, dinamik, aydın kesimleri cezaevlerinde. Dolayısıyla faşist rejim ne zaman sıkışsa toplumun en ileri dinamiklerini ezmek için hapishanelere yöneliyor. Biliyorlar ki eğer hapishaneler teslim alınırsa, dışardaki ilerici güçleri ezme girişimi hayat bulur. Öncesinde 84, 96 ölüm oruçları, 2000 F tipi geçişleri vardı. AKP ise bu devletin faşist süreklilik halini devraldı. 15 Temmuz darbe girişiminin ardından toplumu yeniden dizayn etme adına bir toplumsal dönüşüm gerekiyordu. Bunun ilk ayağı ise Kürtleri ezmekten geçiyordu. Çünkü devrimci sosyalist hareket ve sınıf mücadelesi geri çekilmiş ama hâlâ karşısında diz çöktüremediği bir Kürt dinamiği vardı. Öncelikle onu ezmek için cezaevlerine dönük saldırılar vardı. Bu süreklilik ilişkisini darbe girişiminin ardından daha da meşrulaştıran bir zihniyet var karşımızda. Örneğin OHAL’de yüzbinlerce sol, demokrat, sosyal demokrat insan işinden edildi. Gazeteciler tutuklandı. Sonra TTB’ye yapılanlar geldi. Sonra toplumu tek tipleştirme, cezaevlerindeki direnişi kırma adına elbise sorunu geldi. Diktirdiler, ettiler. Tutsaklar da şu yanıtı verdiler; Biz asla tek tipi giymeyeceğiz.

Düne kadar hapishaneler sorunu sadece muhalif kesimleri hedef alırdı. Artık devrimci olmayabilirsin ama AKP karşıtı olman bile hapishaneye girmen için bir neden. Dolayısıyla tek tipin düne nazaran çemberi daha genişledi. Ve dedik ki herkesin yaşadığı bir ‘tek tip’ var. Herkes kendi ‘tek tipini’ alıp mücadeleye nasıl katılabilir diyerek kuruldu bu platform.

Kimler var platformun içinde?

Devrimci, demokratik, muhalif kurumlar, parti ve örgütler, sendikalar, yazarlar, bağımsız kişiler yani tek tipten rahatsızlık duyan ve benim de imzam var diyen geniş bir çevre var. Yaklaşık 60-65’e yakın kurum ve örgüt olarak 26 Ocak’ta kuruldu.

Platform cezaevindeki eylemleri nasıl dışarıya taşıyacak?

Dışarısı yarı açık cezaevine dönüşmüş durumda, herkes için hapishanenin yolunun açıldığı, insanların özgür düşüncelerinin, bilimsel düşüncelerinin yasaklandığı bir süreç yaşanıyor. Mücadele bunu da önüne koyan bir süreçte ilerleyecek. Henüz daha yeni bir oluşum aşamasında ama yerel bölgelerde toplantılar yapılıyor. Tutsak aileleri ile iki defa toplantı yapıldı Avrupa ve Anadolu yakalarında. Bunun dışında belirli meydanlarda tek tipi anlatan bildiri dağıtımları, afiş çalışmaları, sorunu kamuoyuna anlatmak amacıyla eylemlikler olabilir, twitter kampanyaları, basın açıklamaları… Efrîn gündemi dolayısıyla tek tip biraz geri çekilmiş gözüküyor ama cezaevlerinde çeşitli şeyler gelişiyor ve biz refleks geliştirmek açısından, hızlıca harekete geçen bir mücadeleyi esas alıyoruz.
v Kaç platform var? Siz Marmara bölgesini temsil ediyorsunuz?

Ankara’da ve İzmir’de kuruldu. Diyarbakır’da çalışmaları devam ediyor. Akdeniz’de Adana ve Antalya’da çalışmaları devam ediyor. Ama şunu belirtmek gerek, İstanbul aynı zamanda Türkiye ve Kürdistan demek. Dolayısıyla İstanbul’un önüne koyduğu mücadele sadece Marmara ile sınırlı değil.

Uluslararası ayağı nasıl gidiyor? Bir amacınız da oydu…

Bileşenlerin kendi çalışanları, aktivistleri var. Burada gündeme taşıma, görünürlüğünü sağlamak açısından kendi çabaları var. Ama buradan henüz ne yazık ki somut bir çalışmamız yok. Oradaki bileşenlerimiz bize buradaki çalışmaları referans alıp, oradaki ayağını örme girişimleri olduğunu, böyle bir çalışmayı başlattıklarını aktarıyor.

Aileler ile bir araya geldiniz. Onların tutumları ne?

Aileler ile Gaziosmanpaşa’da ve Sarıgazi’de Platformun içinde yer alan Tutsaklarla Dayanışma İnisiyatifi (TDİ) öncülüğünde toplantılar yaptık. Hapishaneler sorunu, tutsaklar sorunu gibi ele alınabilir ama aynı zamanda tutsak ailelerin de sorunu. Çalışmalarımızda şunu gördük; aileler tek tipin ne olduğunu hem tarihsel deneyimleri ile hem de AKP’nin yarattığı faşist iklimin nereye varabileceğini bildiğinden daha dinamikler. Mesela toplumun kendini geri çektiği bir dönemde ailelerin kendilerini bir adım öne attığına tanık olduk. Ve tavırları net; çocuklarımızın direnişine dışardan destek vereceğiz diyorlar.

TTE saldırısı her an gerçekleşebilir, keza Diyarbakır D Tipi Cezaevi’ne gönderildi. Bunun için ne hazırlığınız var?

Saldırıların iki ayağı var. Birisi içeriyi hedef alan, diğer ise paramiliter güçlerle sokakta ilerici muhalif dinamikleri ezmeyi amaçlayan bir ayak. Kırklareli, Tekirdağ, Balıkesir, Mersin… Bunlara tek tip elbiselerin gönderildiği noktasında bilgiler geliyor. Öncesinde muhtemelen o ‘Fetöcü’ kesime gönüllü giydirerek oradan bir meşrulaştırma amaçlayacaklar, “Bakın bunlar giyiyor ama bunlar giymiyor” diye. Keza yine kendisiyle uyumlu adli tutsaklara giydirerek oradan da bir zemin sağlayacaktır. Devrimci tutsakların giymeyeceğini biliyorlar. Ama AKP Efrîn’de yaşadığı bir sıkışma nedeniyle ve içerisi/dışarısı bağını güçlendirmeyi istemediği için şu an TTE’yi dile getiremiyor. Bir de eğer bunu katlederek, kanla giydirmeye çalışırsa, toplumun geleceği nokta var. Bu saldırıların dışardaki ayağı çok daha ağır olur. Bizim görevimiz işte insanları buna hazır etmek. Tüm çalışmalarımız bu yönde.

Raporlama gibi bir işlevi de olacak değil mi platformun?

Platformun için de ÇHD, ÖHP gibi avukat kurumları var ve onlar zaten düzenli bir bilgi akışı sağlıyor. İHD’den alınan ve ailelerden gelen bilgiler de aylık yayınlanıyor zaten. Buna platform bünyesinde de devam edilecek.

İnsanlar platforma nasıl ulaşacak?

Sosyal medyası var platformun ve buradan çalışmaları duyuruluyor. Ama ailelerin bize ulaşması daha basit çünkü TDİ platformun bileşeni. Aileler ile doğrudan ilişkili ve oradan herkes ulaşabiliyor.

Boyun eğmeyen bir tarihimiz var

Son olarak bir mesajınız var mı?

Devrimci tutsaklar, yoldaşlarımız, ailelerimiz çok net. Kimse karamsar olmasın. Bu devletin dayandığı katliamlar tarihi varsa, bizim de direnişler tarihimiz var. Her şeye karşı boyun eğmeyen bir tarihimiz var ve boyun eğmeyeceğiz. Ve tek tip artık hapishaneleri aşan tüm topluma yayılan bir durum. Dışarı tek tipe karşı nasıl direnecek önemli olan bu. Ve biz diyoruz ki mücadele eden, direnişi görevi gören herkes gelip bu platformun içerisinde çalışabilir, öneri sunabilir.