Bizi takip edin

Ekoloji

‘Suyu soykırım silahı olarak kullanıyorlar’

->

-> 395

Su kıtlığının işaretlerini her yerde görmek mümkün; yeraltı sularının seviyeleri düşmekte, göller küçülmekte, sular kesilmekte ve kurutulmakta. Devletlerin ve onlara ait mühendislerin çılgın projeleri ile başka tünellerden su aktarmak gibi çevreye zarar verecek planlar çözüm olarak sunulmakta. Su sıkıntısı çeken şehirlerde aynı kısıtlı su kaynağını paylaşmak zorunda kalan şehirli çiftçiler arasındaki rekabet gittikçe artmaktadır. Bu yüzden de su yüzünden çıkabilecek olası savaşlar çokça dillendirilmektedir. Sular devletlerin yönetiminde kullanıldığından ve ekonomik değerinin yüksek olmasından kaynaklı ticari bir mal olarak görülmektedir. Son yirmi yıl içinde Türkiye’de uygulanan politikalar sonucu, Türkiye en fakir su ülkesi konumuna gelmek üzeredir. Türk devletinin Efrîn’e işgal saldırısında da suları hedef aldığı Metina köyündeki suyun yönünü Azez’e vereceği açıklandı. Türkiye sadece bununla sınırlı kalmayarak birçok su deposunu da savaş uçakları ile bombalayarak suları bir daha içilemez hale getirdi.

Efrîn halkı susuzluğa mahkûm edildi

Türk devletinin Kürdistan’da uyguladığı su politikaların soykırım ile bağını kuran KCK YK Üyesi Rotinda Engin şunları ifade ediyordu: “Kürdistan’da soykırımın suyla, toprak ve enerjiyle bağını görmek mümkündür. Kürdistan zengin tatlı su kaynaklarına sahiptir, hatta bu tatlı su kaynakları tüm bölgeye, Mezopotamya’ya can, yaşam vermektedir. Kürdistan’ın tüm tatlı su kaynaklarına baraj yapılmadık tek bir nehir, ırmak yoktur. HES’ler her gün biraz daha fazla artmaktadır. Yapılan bu barajlarla Kürt halkı açlıkla terbiye edilmek istenmekte, kendi doğal kaynağı olan bir damla suya muhtaç edilmeye çalışılmaktadır. Suyun barajlanması ile Kürdistan tarihi, toplumsal hafızası Hasankeyf’te olduğu gibi silinmek istenmektedir. Onlarca Kürt uygarlığı sular altına gömülmektedir. Urfa’da Harran dışında birçok ilçenin çölleşme tehlikesi bu politikaların sonucudur. Dicle ve Fırat sularının barajlanarak Rojava’ya suyun verilmemesi, Kürt halkının iradesinin kırılması ve teslim alınması için yürütülen politikaların sonucudur. Efrîn halkının suyu kesilerek, Efrîn halkı susuz bırakılıp teslim alınmaya çalışıldı. Su, soykırımın bir aracı, silahı olarak Türkiye tarafından kullanılmak istenmektedir.”

Suriye’de su sorununun nedeni Türkiye

Gazeteci-yazar Fehim Taştekin ise, Suriye ve Ortadoğu odaklı olan su sorununa ‘Suriye Yıkıl Git, Diren Kal’ kitabında dikkat çekerek şu verileri sunuyor: “Strategic Foresight Group (SFG) 18-19 Mart 2015’te Ürdün prensi Hasan’ın başkanlığını yaptığı WANA Institute’ün ev sahipliğinde Amman’da tehlike altındaki sular üzerine iki günlük konferans düzenledi. Ürdünlüler, Ürdün nehrini kirletip suyunu çalan İsrail’den mustarip. Yermuk Nehri’nin sorumsuz kullanımı nedeniyle de Suriye’ye kızgınlar. Iraklılar Dicle’nin debisinin düşmesinden dolayı ve yine Fırat sularının azalmasından dolayı hem Türkiye hem Suriye’yi topa tutuyor.” Bunlara ilişkin somut bilgiler sunan Taştekin, verileri şöyle sıralıyor; 1960’larda İsrail, Suriye’nin Ürdün nehri üzerinde inşa ettiği su kanallarını bombaladı. 1970’lerde Irak, Fırat’ın suyunu kesiyor diye Suriye’nin Tabqa barajını uçurma tehditleri savuruyordu. Amerika’nın 2003 Irak işgalinin ardından sadece Bağdat’ın su şebekesinin %40’ı yok edildi.

İşgal geçici değil!

Türkiye’nin Efrîn’i sömürgeleştirerek kendisine bağlama adımlarını attığını gizlemeye dahi gerek duymadığını açıkça gösteriyor. Efrîn’in içme ve kullanma suyu ihtiyacını karşılayan Meydanki Barajı’nın suları ÖSO ve TSK güçlerince kesilmişti. Türkiye bir işgal gücü olduğunu gösteren uygulamalara girişirken, Efrîn’e Vali atanacağı açıklandı. Meydanki Barajı’nın isminin de 18 Mart Barajı olarak değiştirileceğine dönük açıklamalar bölgede demografik yapının isimlerle başlayıp değiştirilmek istendiğini ortaya koyuyor.

EKOLOJİ SERVİSİ