Bizi takip edin

Köşe yazarları

Yön duygusu yitimi

->

-> 506

Bir yön değildir “Kuzey”, uzun zamandır bitmek bilmez kesintisiz bir yalan, belirsiz bir ufkun alacakaranlık huzursuzluğu. Aldanmayın, günlerini öldürmüş, gecelerini boğmuş, yıldızlarını söndürmüştür, burkulur ayağınız, düşer, kaybolur ve dönemezsiniz bir daha. Yön tayin edici değildir, kutuplara erişen aç bakışların aldatan iç yansımalarıdır.

Hilenin sığınağı, günahın tapınağı, ihtirasın görünmez akıntısı. Ne kendisi, ne bir başkası olabilenlerin yurtluğu bile değil; hiçbir şey, bir şey gibi değildir burada. Karanlıktır, karanlıktadır ve bu artık bir aydınlanma sorunu olmaktan uzaktır. Cehalet, yalanın doğasını aklayacak baştan çıkarıcı tınılarından arınmıştır. Her şey bilinir burada, yok edilmek üzere. Kuzey, dibi olmayan bir çukurun kendi üstüne kapanması, ezeli soğukluğunu keşfetmesidir.

Yüreksizliğin kıyaslanmayı dışlayan döngüsü, her şeyi kuşatan ve kavrayan bir iç sesin hissiz ve şefkatsiz yankısı. Emsalsiz olan için hiçbir ilke, benzersiz olan için bağlayıcı hiçbir değer yoktur. Hüzün, bir hesap dağınıklığı; umut, karanlığın boşluğu doyurma çabası olmaktan öteye gitmez ve gerilim içermez burada riyakârlık. Çünkü bir bedeli ve bir karşılığı yok harcadıklarının. Kuzey, yinelendikçe dökülen bir sözcüğün hiçbir sese ve hiçbir anlama indirgenmeye gelmez kalıntıları. Huzursuzluğa değil uykusuzluğa benzer, sonra da imkânsızlığa. Uykusu gelmediği vakit, engin buğday tarlalarını hayal edip uykuya dalamamak, bir gün gözlerinin kapanabileceğine hiç inanmamak.

Uyumadan uykunun kendisine bekçi kalmanın uyanıklığıdır Kuzey. Açık kalan gözün, açlığına içini bastırması. Maruz kaldığı şeyi sevmek, maruz kaldığının kendisi oluvermek demektir. Bir yön değildir uzun zamandan beri. Yağlı ve metalik bir bakışın bütünü, cilasız sahtekârlığın, apaçık bir ikiyüzlülüğün kaygan iklimi. Rüzgârını evcilleştirmiş, yağmurunu zehirlemiş, kuyularını ölüsüyle dolduruvermiş. Samimiyetsizliği, hakikati bilip gizlemesinde değil, hakikatsizliğini gizlemeye bile ilgisizliğinden tüm içtensizliği. Her şeyi dışarıda bırakan bir burukluk, her şeyi içine alıp yutan bir buruşukluk. Hain ve çıkarcı, ama ne hakikatsizliğine ne de yalanına dair bir fikrin fikirsizliğe erişen izlerini biriktiren. Tehlikeli bir dolmuşluk, ağırlıksız bir kütle, eylemsiz bir etkinlik.

Kendisine karşı kendisi, olmamışlığına depresif durulmuşluğu. Hayatı, konu dışı bir sesin yinelenmesi; canlılığı sezdirmeyen kıvranışları, kendi boşluğuna yutulmuş kütlenin izsizliği. Kendinden başka hiçbir şeyi bize hatırlatmıyor. Dualar ve özlü sözlerin değmediği bir yersizlik. Bir yön değildi, artık bir yer de değil. Biçimini, içeriğinden kurtarmış bir yığının hafifliği. Şiirini öldürmüş, kişiliğini oluşturan kişiliksizliğini hayatın atıklarından ve kazınmış karartılarından buluşturup öne sürmüş. Görünmemesi gerektiği her yerde, olmaması gereken her şey ve olması gereken hiçbir şey. Bir inancı olduğu ve bu inancı doğru olduğu için değil, içindeki karanlık daha güçlü bir karanlığı arzuladığı için diplere, en kuytu kötülüğe çekilir.

Bilinç öğelerinin sıkıntısından ve onun taşınmaz yükünden kurtulmuştur, ama korkunun da bütüncül korkusuzluğudur. Şarkıları olan bir halkla anılırdı eskiden, artık ölülerin dilsizliğine eriştiği engin bir karanlıkla. Zamanına yamanmış bir kabullenici sayrı, hiçbir ihsanı tasavvur edemeyen tutkusuz, ama bulaşıcı duyumsamazlığın taşkınlığa varan duygusuzluğu. Kıvranışların ve iç kemirme seslerinin sessizliği. Dönüşmenin, kaybolmanın, hiçliğinde bir şey olmanın görünüşüne üzünçsüz devinimi. Kendi kanına batırılmış çiviyle anımsayışlarını üstüne kazıdığı, unutkanlığın diri tuttuğu bellek özlemsizliği. Bir yön değildir ilk yıkımdan beri. Saflığı şüpheli ve hesaplılığı ritim eksikliği bir güvensiz karanlığın ta kendisi. Terk etmesinden korkuyor, karanlık gücünün kendisini terk etmesiyle, iflas etmiş olan benliğini görünür kılacak bitkinliğiyle baş başa kalmaktan. Bir yön değildi artık bir yer de; hiçbir ateşin bir daha ısıtamadığı bir üşümenin titrekliği. İçsizliği boyunca köleliğine alışmak için, her şeyin hiçliğini ve kendi hiçliğini içine sindirmiş bir geleneğin mazisizliği. Kuzey, bir zamanlar şiirleri ve şarkılarıyla tarihi ayakta yapan, ateşi gövdesiyle doyuran bir halkın adıyla anılırdı, şimdilerde ise yalnızca bir bellek ve yön duygusu yitimiyle.