Bizi takip edin

Politika

‘Faşizm hayatın her alanında olduğu gibi medya da tek tipleştirilmeye çalışılıyor’

->

-> 350

Doğan Medyanın Demirören Medya Grubu’na satılmasına ilişkin yazılı açıklama yapan Tek Tipe Karşı Mücadele Platformu, ‘Bir yandan halkın gerçeklere ulaşma hakkı tek tip havuz medyası eliyle ortadan kaldırılırken bir yandan da denetimi sağlamakta zorlandığı sosyal medya ve internet yayıncılığına yönelik yeni yasak ve uygulamalar devreye sokularak ‘son nefes boruları’nın da tıkanması planlanmakta. Faşizmin hayatın her alanında mutlak denetim ve yönelimi çerçevesinde medya da tek tipleştirilmeye çalışılıyor’ denildi

Tek Tipe Karşı Mücadele Platformu Doğan Medya Grubu bünyesindeki yayın organlarının Demirören Medya Grubu’na satılması ve internet yayıncılığına yönelik yasak ve uygulamalara ilişkin yazılı açıklama yaptı.

OHAL/KHK rejimiyle tüm muhalif basın yayın organlarının kapısına kilit vuruldu denilen açıklama şöyle: “İktidardan değil gerçekten yana habercilik yapan, emekçilerin, barışsever ve özgürlükçü güçlerin sesini duyuran basın yayın kurumları, gazeteci ve yazarlar tasfiye, gözaltı, tutuklama ve yargı eliyle baskı altına alındı. Bir yandan halkın gerçeklere ulaşma hakkı tek tip havuz medyası eliyle ortadan kaldırılırken bir yandan da denetimi sağlamakta zorlandığı sosyal medya ve internet yayıncılığına yönelik yeni yasak ve uygulamalar devreye sokularak ‘son nefes boruları’nın da tıkanması planlanmakta. Faşizmin hayatın her alanında mutlak denetim ve yönelimi çerçevesinde medya da tek tipleştirilmeye çalışılıyor. Bunun son örneğini Doğan Yayın Holding’in Demirören Holding’e satışı izledi. Siyasi iktidara yakınlığı ile bilinen Demirörenlerin Türkiye’nin en büyük medya grubunu satın alması kimileri için ‘son kale’nin düştüğü, kimileri içinse ’40 yıllık ana akım medya’nın ‘bağımsız ve tarafsızlığını’ yitirerek Erdoğan ve AKP’nin eline geçmesi olarak düşünüldü.

‘Hürriyet gazetesi tekelci burjuvazinin sesi oldu’

Doğan Medya Grubu, “amiral gemisi” olarak tanımlanan Hürriyet gazetesi başta olmak üzere tarihi boyunca tekelci burjuvazinin ve devletin sesi oldu. ‘Türkiye Türklerindir!’ logosu altında başta emek düşmanlığı, ardından devrimci ve ilerici fikirlere düşmanlık olmak üzere Kürtlere, Ermenilere ve diğer azınlıklara düşmanlık; farklı olana tahammülsüzlük gibi anlayışlar bu grubun yayın politikasının temel ilkelerini oluşturdu. Ahmet Kaya’nın sürgünde ölmesi, Hrant Dink ve Tahir Elçi’nin katledilmelerine giden süreçlerin tetiğini çekmekten Gezi İsyanı’nı kamuoyundan saklamak için “penguen belgeseli” yayınlamaya kadar toplumsal belleğimizden asla silinmeyecek olan bütün kirli medya suçları bu grubun elindeki gazete ve TV’ler aracılığı ile gerçekleşti. Hükümet “çözüm” dediğinde çözüm, “savaş” dediğinde “savaş” diyen Doğan Medya’nın bu kadar kişiliksiz ve tetikçi bir sesin öncülüğünü yapmasına dahi siyasi iktidar tahammül edemedi. Yetmedi; iktidar gücü ve olanaklarını da kullanan Erdoğan, bir de Aydın Doğan denilen kan emiciyi elindeki medya organlarını ölü eşek fiyatına satmaya zorladı.

‘Hafife alınmaması gereken bir saldırıdır’

Aydın Doğan ve onun sesi olma onursuzluğunu sürdüren kalem ve seslerinin şimdi atılma ya da teslim olma ikilemi içinde kalmaları bizim derdimiz değil. Ancak bu adım, sembolik olarak, toplumu bilgisiz ve habersiz bırakarak koyu bir karanlık içinde teslim almayı amaçlayan siyasi iktidarın gözü dönmüşlüğünü sergilemesi bakımından hafife alınmaması gereken bir saldırıdır. Faşizmin kalınlaştırmaya çalıştığı sansür duvarlarına karşı mücadelenin yeni yol ve yöntemlerini bulmamız gerektiğini; daha da ötesinde bu sefillik ve rezillik karşısında onurlu ve dik bir duruşun bugün için ne kadar gerekli ve önemli olduğunu bize bir kez daha hatırlatmakla birlikte bu saldırılara karşı örgütlü ve kolektif bir yönelimin ne derecede hayati olduğunu göstermesi açısından da oldukça önemli bir yerde durmaktadır.

‘Size biat etmeyeceğiz’

Sansürün, devletin bilgiden daha doğrusu gerçeklerden ve onların toplum tarafından öğrenilmesinden duyduğu korkunun derin tarihsel köklere sahip olduğunu biliyoruz; Abdülhamit’ten İstiklal Mahkemeleri ve Takrir-i Sükûn kanunlarına, 12 Mart’tan 12 Eylül askeri faşist cunta dönemlerine kadar uzanan sansür zincirine bugün daha kalın bir halkanın eklendiğini söyleyebiliriz. Kendi suretinde bir gazeteci, kendi suretinde bir medya yaratmayı amaçlayan siyasi iktidar, gerçeklere saldırmaktadır. Doğru ve devrimci olan ‘gerçek’in kendisidir. Kalemini gerçeğin mürekkebiyle doldurup doğruları yazanlara dönük saldırılar gün geçtikçe artarak devam etmektedir. İnternet yayıncılığını RTÜRK denetimine alarak OHAL döneminde kurulan ve sosyal medyada yüzbinlerce takipçisi bulunan bağımsız gazetecilik platformlarına erişimi yasaklamaya çalışmaktadır. Tek Tipe Karşı Mücadele Platformu bileşenleri olarak yaratmak istediğiniz tek tip gazetecilik, tek tip medya ve yayıncılık anlayışıyla gerçeklerin ortadan kaldırılmasına karşı da mücadele edeceğiz. Gerçeğin gücü karşısında ne yasaklarınız ve baskılarınız ne de sansür ve zorbalığınıza müsaade edeceğiz… Her zaman ve her yerde gerçeği haykırmaktan asla vazgeçmeyecek, önünüzde diz çöküp size biat etmeyeceğiz…”

HABER MERKEZİ