Bizi takip edin

Köşe yazarları

Efrîn’in işgalinden sonra

->

-> 890

Türkiye ve Rusya’nın anlaşmasından sonra, Efrîn Türk devleti ve DAİŞ emirleri tarafından yönetilen çetelerce işgal edildi. Kendini Türk devletine satan 10 ajan-işbirlikçiden bir yönetim oluşturuldu. Sözcülüğünü yapan Hesen Şindî ve Abdulbasêt Hemo, Birlik Partisi’nin öncülerinden. Bu kişiler yıllardır Türkiye’de yaşıyorlar, MİT ile işbirliği içinde, Kürtlere karşı kirli planlar yapıyorlar. Hesen Şindî gibi Efrîn’deki patlamalarda parmağı olan kişinin 2013’ten bu yana MİT ile ilişkileri var ve şimdiye kadar da ajan-işbirlikçilik yapıyor. Kürt gençlerini 100 dolara kandırıyor ve Efrîn halkı arasında düşmanlık geliştiriyor. Bu kişiler şimdi de Efrîn’i yönetmek istiyor, Efrîn halkına çağrı yaparak geri dönmelerini istiyor.

Bugün Efrîn’den gelen haberlere göre bu çete birkaç Kürt gencinin kafasını kesmiş, kadınlara cinsel saldırıda bulunuyorlar ve halktan insanları kaçırıyorlar. Zaten hırsızlık ve talanın hesabı yok. Böylesi bir ortamda bu çete halka evlerine dönmeleri için çağrı yapıyor.

Türk devletinin planı Efrîn’in demografyasını tümden değiştirmek. Zaten Efrîn’in yüzde 60 Arap, yüzde 30 Kürt olduğunu söylüyorlar. Bu şekilde çetelerin ailelerini kente yerleştirmek istiyorlar. Bu şekilde az bir Kürt kesiminin dönmesi ile savaş suçunun üstünü örtmek istiyorlar. Bu işbirlikçi-ajan Türkiye’den daha çok bu proje için çabalıyor. Onun için hangi düşmanın kucağında olduğu fark etmiyor, en büyük dertleri efendilerine daha iyi nasıl hizmet edebileceği ve onları razı edebileceğidir. Utanmadan “7 taburumuz Efrîn savaşında vardı” diyorlar. Neden böyle söylüyorlar? Bunu işgali meşrulaştırmak için söylüyorlar. Erdoğan’ın onları sevdiğine inanıyorlar, Efrîn’in yönetimini onlara bırakacağını düşünüyorlar. Onlar Erdoğan’ın gerçekten de sadece YPG’yi tasfiye etmek için Efrîn’e saldırdığına inanıyor. Efrîn’i “kötü Kürtlerin elinden çıkarıp iyi Kürtlere teslim etmek” istiyorlar, ve Erdoğan’ın bakış açısı ile iyi Kürt olduklarına kendilerini inandırmışlar.

Erdoğan’ın tüm Türkiye’yi zindana çevirdiğini görüyoruz. İnsanın nefes alabileceği bir pencere bile bırakmamış. Her ne kadar Avrupa, Türkiye’nin kendi “iç güvenlik” bahanesine göz yumsa ve Türkiye’nin Efrîn’e yönelik saldırılarını meşru görse de, bugün sorunun güvenlik sorununun ötesine geçtiği ve Türkiye’nin artık işgal konumunda bir ülke olduğu görülüyor. Türkiye bu şekilde bir insanlık suçu işliyor. Avrupa buna karşı nereye kadar sessiz kalacak. Nereye kadar Türkiye’nin yaptıklarına göz yumayacak ve Türkiye’nin yaptıklarına ortak olacak? ABD ise sıranın Minbic’e gelmemesi ve Türkiye’nin NATO üyeliğini kaybetmemesi için, Türkiye’nin yaptıklarına sessiz kaldı. Ancak bugün ortaya çıktı ki, Türkiye ile Rusya, Türkiye’nin Varşova’ya geçme temellerini oluşturuyor. Yani, Türkiye NATO’dan çıkmayı göze almış gibi. ABD buna ne zamana kadar göz yumacak. Ne zamana kadar sessiz kalacak?

Türkiye Avrupa Birliği üyeliği için çalıştığını söylüyor. Ancak İslami bir devlet olduğu ve bir terör devleti olduğu ortada. Eğer Avrupa Birliği hala Türkiye üzerinden hesaplar yapıyorsa büyük bir yanlışlığın içinde. Avrupa’da her gün patlamalar olacak. Bunun dışında artık görülüyor ki Türkiye’yi laik devletlerin içinden atma noktasına gelinmiş.

Efrîn’in Efrîn olabilmesi için halkın sürekli davasının takipçisi olması gerekir. Haklarına sahip çıkması gerekir. Topraklarına dönüş için hazırlık yapmaları gerekir. Planlı ve düzenli bir şekilde dönmesi gerekir. Sıradan ve rastgele olmaması lazım. Sıradan olursa Efrîn’i tehlikeli bir duruma getirecek. Çünkü demografik bir değişiklik oluşturmayı planlıyorlar. Bu halkın soykırım planı ile karşı karşıya gelmesi anlamına gelir. Bunun için halkların planlı, sabırlı, bilinçli ve örgütlü bir şekilde dönüş yapması gerekir. Dönen halkların güvenliğinin garanti altında olması gerekir. Bunun dışında halka dönüş çağrısı yapanlar ilk başta ailelerini çetelerin eline teslim etsinler sonra halka çağrı yapsınlar. Bu halk ve toprağın savunması için kendini feda eden bu savaşçılar yanlış yapmadılar. Bu toprak için direnen ve hala direnen bu halk da yanlış yapmadı. Ancak her şeyin bilinçli, planlı ve örgütlü yapılması gerekir.