Bizi takip edin

Köşe yazarları

Gerçek muhalif olmak

->

-> 252

Bütün devletler toplumlara karşı örgütlendirilmiş özel savaş sistemidir. Kapitalist modernite toplum üzerinde uygulanan özel savaş yol ve yöntemlerini daha fazla zenginleştirmiştir. Toplumu tümüyle kapitalist sömürüye açmayı esas alır. Kapitalizm öncesi siyasal, toplumsal ve kültürel sistemler tüm toplumu hedefleyen karaktere sahip değildi. Askeri ve siyasi egemenlik yeterli görülürdü. Şimdi eve, bireye ve bireyin beynine ve tüm hücrelerine hakim olmayı hedefleyen bir özel savaş sistemi söz konusudur.

Özel savaş ve psikolojik savaşı dünyada en yoğun biçimde uygulayan ise Türk devletidir. Türk devletini özel savaş devleti olmaya götüren ve psikolojik savaşı temel yönetim yöntemi haline getiren, Kürtler üzerinde uygulanan soykırım politikasıdır. Bu gerçeği görmeyen ve anlamayanlar Türkiye’de hiçbir olguyu ve olayı doğru değerlendiremezler. Özel savaşın en önemli aracı olan psikolojik savaş ise tüm gerçekleri çarpıtarak, üstünü örterek toplumu aldatmayı esas alır. Türkiye’de siyaset yapmak isteyenlerin, mevcut rejimi değiştirmek isteyenlerin bu gerçeği bilmesi gerekir.

Türkiye’de Kürt soykırımına dayalı özel savaş ve psikolojik harekat biraz örtülü yapılırdı. Eğitimcisi de toplum çalışması yapanlar da basıncısı da siyasetçisi de yöneticisi de bunu örtülü yaparlardı. Çünkü psikolojik savaş toplumu kandırmayı esas alır. Bu da açık yapılacak bir şey değildir. Ancak şimdi Tayyip Erdoğan kişiliği ve pratiğinde özel savaş ve psikolojik harekat çok açık biçimde yapılmaktadır. Tayyip Erdoğan ve AKP iktidarı özel savaşı 2015 Mart’ına kadar örtütlü yapıyordu. Ancak Ergenekoncu denen Kürt düşmanlarıyla açık bir ittifaka girince özel savaşı da psikolojik savaşı da hiç gizlenmeyecek biçimde açık yapar hale gelmiştir. Zaten tüm faşistler ve despotlar özleri ne ise olduğu gibi hareket ederler. Bugün Tayyip Erdoğan’ın yaptığı gibi!

Türkiye’de hiçbir zaman gerçek demokrasi olmadı. Türkiye’deki psikolojik savaş sadece Türkiye toplumuna ve halklarına karşı değil, dış dünyaya karşı da yürütülmektedir. Türkiye çok partili hayata, NATO’ya ve AB’ye de esas olarak Kürt soykırımını gerçekleştirmek için girmiştir. Zaten bu nedenle Kürt soykırımı konusunda tam destek alamadığında hemen bu kurumlarla ilişki tartışma konusu yapılmaktadır. Ancak Kürt soykırım sisteminde bir zayıflama görüldüğünde ya da Kürtler özgürlük mücadelesi geliştirdiklerinde iki partili özel savaş sistemine de son verilir.

1970, 1980 ve 1990’lı yıllardaki faşist iktidarlar böyle gündeme girmiştir. 7 Haziran 2015 seçim sonuçları ile birlikte özel savaş sistemine son verilmiştir. Artık biçimsel olarak olsa da özel savaş sistemi örtülü olmaktan çıkarılmıştır. Şimdi soykırımcı bu sisteme meşruiyet kazandırmak için başkanlık sistemine geçilmiştir. Önceki biçimiyle sürdürülemez hale gelen soykırımcı özel savaş bu defa bu biçimde yürütülmektedir.

Şu anda Türkiye’de biçimsel olarak olsa da çok partili bir siyasal sistem kalmamıştır. Hatta tek adam sistemine dönülmüştür. 1950 öncesi milli şeflikten öte tek kişilik bir siyasi sistem vardır. Her şey Tayyip Erdoğan’ın iki dudağı arasından çıkan söze bağlanmıştır. Üniversitelerdeki muhalif öğrencilerin susturulması gelinen faşist sistemin zirvesini göstermektedir. Her muhalif ses Kürtler üzerinde uygulanan soykırım sistemi için bir gedik olarak düşünülmektedir.
Türkiye’de meclisin durumu bellidir. Siyasi partilerin ne hale düşürüldüğü ortadadır. HDP ve Kürtler içinse artık siyasi yaşam diye bir şey söz konusu değildir. Ancak Kürtlerle ilgili taleplerden vazgeçilirse, sistem içinde yer alınabilir. Bu gerçeklik dışında bir siyasi yaşamın varlığından söz etmek, devekuşu gibi kafayı kuma gömmek ve kendini kandırmaktır.
Zaman zaman hala HDP’lilerden AKP’ye çağrı niteliğinde olan İmralı’da tecrit kaldırılsın, görüşmeler yapılsın, çözüm süreci başlatılsın gibi sözler duyulmaktadır. AKP-MHP gibi soykırımcı faşist sisteme bunları söylemek ve bu yönlü muhatap görmek gerçekten de büyük bir yanılgıdır. AKP-MHP’yi şu veya bu politikadan vazgeçirmeye çağırmanın hiçbir anlamı yoktur. Bu tür söylemler beklenti yaratır. AKP-MHP faşizmine karşı mücadeleyi zayıflatır. Bu tür söylemler mücadeleden kaçınmaktır. Demokratikleşme de İmralı’da tecridin kaldırılması da, Kürt sorununun çözümü de sadece ve sadece demokratikleşme mücadelesiyle sağlanır. Bunun dışında demokratikleşmenin geleceğini ve Kürt sorununun çözüleceğini sanmak gerçeklere göz yummak olur; mücadele sorumluluğundan kaçmak olur. Hatta AKP-MHP faşizminin toplumları aldatmasına istemeyerek de olsa alet olmak olur. Dolayısıyla AKP-MHP’ye çağrılar yapmaktan vazgeçmek gerekir. Çünkü AKP-MHP mevcut politikalardan vazgeçmez. Tek tutum ve söylem, AKP-MHP faşizmine karşı mücadele olursa o zaman politika yapılmış olur; muhalif alternatif güç olunur.