Bizi takip edin

Köşe yazarları

‘Yeni halifelik’ emelleri çamura batmıştır

->

-> 560

AKP iktidarında bunalım ve devlet krizi giderek derinleşiyor. Bu kriz yapısaldır ve devletin tüm kurumlarını sarmıştır. Kemalist devletin dağılma sürecinde olduğunu daha önceki yazılarımda vurgulamıştım. Kimileri Kemalistlerin fabrika ayarlarına döndüklerini ve buna örnek olarak iktidar uygulamalarının tamamen merkezileşmesi ve yasa tanımazlığını örnek gösterseler de bu duruşun arkasında Kemalistler değil Türk-İslam düşüncesinin ve hilafet heveslisi yeni versiyonu olduğu açıktır. İkincisi, 15 Temmuz’dan sonra İslami kulvardaki çelişkiler iflah olmaz bir biçimde ortaya çıkmıştır. Bu durum krizin yapısal olduğunun ikinci önemli göstergesidir. En önemlisi, Bölgede yükselen Kürt dalgasının tüm bölge devletlerini etkisi altına almış ve bu ülkeleri derinden sarsan önemli bir etmen olması krizin en önemli nedeni sayılmalıdır.

Güney Kürdistan referandumu ve Efrin’deki gelişmeler şimdiye kadar görülmemiş ölçüde Kürtlerin saflarında bir canlanmaya neden olmuştur. Buna diasporadaki Kürtlerin duyarlılığı da eklenince yeni bir durum doğmuştur. Kürtler artık Türk, Arap, Fars “olmadıklarını” kavrama konusunda muazzam bir bilince ulaşmış durumdadırlar. Bu durum AKP’ye oy veren ve Hüda-Par saflarında bulunan Kürtler arasında da sarsılmaya yol açmıştır. Newroz etkinlikleri ve özellikle Amed Newroz’unda toplanan yüzbinler bu gelişmenin somut örneğidir. Formatı ve yaklaşımları farklı olsa da Kürtlerin Türklerle, Araplarla, Farslarla eşit bir Ortadoğu halkı olduğu ve buna uygun yaşam talepleri tüm Kürtlerin kılcal damarlarını sarmış durumdadır. Bu, Kürtlerde kolektif bir hareketin temelini oluşturan düşünce, “çıkar” ve oluşum (kurumlar) yaratma konusunda gereğinden fazla arzu yaratmıştır. Güney Kürdistan partileri KYB, KDP, Goran Hareketi dahi bu etkilenmenin dışında değillerdir. Bu ise tüm Kürtlerin bir bütün olarak hem uluslaşma sürecini hızlandırmakta hem de yeni Kürt paradigmasının yaşamla buluşmasında muazzam olanaklar yaratmaktadır.

Efrin olayı başta olmak üzere Suriye’ye yapılan müdahaleler radikal İslam’ın bitlerini kabartsa da artık hem Ortadoğu’da hem de Türkiye’de Siyasal İslam’ın bir seçenek olamadığı görülmüştür. Radikal İslamı özgün yöntemlerle yerleştirmeye çalışan AKP iktidarının tüm manevralarına rağmen Türk-İslam sentezine dayanan “yeni halifelik” emelleri çamura batmıştır. Cerablus’ta yaşananlar bunun en somut örneğidir. Radikal İslam’ın demokrasiye açık olmadığı ve çoğulculuğun ve de çoklu hukukun bu anlayışın yapısında yeşeremeyeceği bir kez daha görülmüştür. Başbakan Binali Yıldırım’ın “çözüm yok” beyanatları ile “üniversitelerde komünist hainleri barındırmayız” açıklamaları bu anlayışın en somut ifadeleri olmuştur.

Bu yaşananlar bana çocukluğumda duyduğum “sahte Müslümanlar” için anlatılan bir olayı anımsattı. Kurban bayramının birinde orta halli bir köylü kurban kesmeye niyetlenir. Mali durumu iyi olmadığından kesim için ayrıca kasaba para vermemek için kurbanını kendi kesmeye karar verir. Kurbanlık dananın ön ve arka ayaklarını bağladıktan sonra danayı yere yatırır. Keskin “kasap bıçağını” da dananın boğazına dayayarak kesmeye başlar. Dana acının verdiği tepkiyle tüm gücüyle çırpınarak kurtulmaya çalışır ve ayaklarını çözerek kaçmaya başlar. Danadan fışkıran kanlardan dolayı kızıl kana boyanmış köylü bir müddet danayı kovalasa da onu yakalamayacağını anlayınca bayram namazı için toplanmış ahaliden yardım istemeye camiye gitmeye karar verir. Kanlı üstü başı ve elinde kocaman bıçağı ile kan-revan içindeki köylüyü gören cami cemaati büyük bir panik ve korkuya kapılır. O sırada köylü “yahu içinizde bir Müslüman yok mu…” diye bağırır. Köylünün amacı cemaatten yardım alıp danasını yakalayarak kurban etmektir… Ama cemaat köylünün meramını anlamaz ve hep birlikte “minberde vaaz veren” imama (mele) bakmaya başlarlar. Bu bakışları gören imam büyük bir korkuya kapılarak, “herkes beni gösteriyor” diyerek tedirgin olur ve “öz savunma” içgüdüsüyle cemaate kızarak onlara hitaben: “Kim benim Müslüman olduğumu söylerse anasıyla zina yapsın” tehdidinde bulunur. İmam bir çırpıda İslamiyet’ten vazgeçer. Bunların İslam’a olan inançları da tıpkı imamın inancına benzemektedir.

Evet Ortadoğu’da dipten gelen Kürt dalgası global devletlerin hem klasik hesaplarını bozdu, hem de onları “yeni arayışlara” itti. Kürtlersiz Ortadoğu’nun istikrarından söz etmek olası olmadığı gibi, Kürt halkının katkısı olmadan başta IŞİD canileri olmak üzere “Radikal İslam”‘ın kökleşmesini kırmanın ve demokrasiyi yeşertmenin olası olmadığı da anlaşıldı. Herkes kendi çıkarı gereği yükselen Kürt dalgasını kırmaya çalışsa da, hatta geçici “başarılar” elde etse de eninde sonunda Kürt sokağına düşecek ve Kürt paradigmasına boyun eğecektir.